orta-dogu-son

ORTA DOĞU -4- SON / Burhan Halit KOŞAN

BÜTÜN DÜNYA TÜRK’ÜN KILICI ÖNÜNDE BOYUN EĞECEK!

Atamız Hoca Ahmet YESEVÎ hazretlerinin halifesi olan Hâkim Ata’nın kayınpederi ve aziz Türk milletinin kutlu kumandanı Abdülkerim Saltuk Buğra Han, böyle emreyledi. Sözleri vücut bulan bu gerçeği görmek isteyen olursa, dönsün bir tarihe baksın. Tarih derken sadece dünü değil, bu kelâmın, bugünü ve yarını da kuşattığını söylemeliyim.

Evet, “Bütün dünya Türk’ün kılıcı önünde boyun eğecek!”  kelâmının bugünkü bilgi muhtevası ve eşzamanlı gerçekliğinin Mavi Bayrak ile İBDA-Başyücelik ülküsü olduğunu kaç kişi fark etmiştir? Bilmiyorum.

Evet, bu söylemin, bilgi muhtevası ve eşzamanlı gerçekliği olan Mavi Bayrak ve Başyücelik olduğu gibi Abdülkerim Saltuk Buğra Han ile Kumandan Salih MİRZABEYOĞLU ise aynı gök mescidin firuze tespihi ve aynı imân kıvılcımının ruh ikizi olduklarının farkına ve şuuruna varalım.

Allah aşkına; davamız olan İslam, Mutlak Fikir, Müessir Eser, Ehlisünnet ile ideolocyamız olan İBDA fikrinden hissemize düşen hibeyle dilimizi damağa yapıştıralım, Allah diyelim ve başlayalım.

Her zamanki gibi yarın değil hemen şimdi prensibimizle: Kalem yazsın, kâğıt kayda geçsin ve harfler şahit olsun; bilebildiğim kadarıyla Orta Doğu bölgesinde açılması gereken ilikleri açtığımıza, dikilmesi gereken düğmeleri diktiğimize ve turuncu ipliğimizle dokuduğumuza.

İran; Allah Resûlü’nün torunu Hz. Hasan ağamızın İran’ı fetheden ordu içerisinde bulunmasından dolayı genetik kodlarına işleyen hınçlarını ve kinlerini, Hz Hasan’ı bilerek ve isteyerek ademe mahkûm etmekle sergilediklerini söyleyebilirim. Sade bir ifade ile İran’da icra edilen musikî, resim, edebiyat, sinema alanlarına göz attığımız takdirde Hz. Hasan ağamız ile alâkalı konulara uzak durmaktan ziyade tamamen görmezden geldiklerini görebiliriz. Hz Hüseyin ve Kerbela istismarıyla Farisî faşizmine yol yapan bu çarpık anlayış, bu sapkın acem zihniyetinin,

Hz. Hasan ağamız ile alakalı ister musikî-ilahî, ister resim, ister makale ve sinema alanlarında suskunluğa bürünmesi ve hemen hemen hiç eser vermemesi dikkate şayan değil mi?

Bu sade ve anlaşılabilir tespitimize ek olarak yarın değil hemen şimdi prensibimizle, İran bataklığına ait kısa kısa tahlil sonuçlarına değinelim.

Evet, insanlık tarihinin ve İslâm tarihinin vakayinamelerine göz attığımızda Mecusî İran ahalisinin zenginleri kuşkulu, fakirlerinin küstah, yoksullarının ise kibirli olduğunu görebiliriz. Bu sosyolojik vakıa ile birlikte İran coğrafyasında zırzır delilerin servete hükmettiğini, Ehlisünnet iman ehlinin ise rızıklarının çalınarak, ekmeğe muhtaç bırakıldığını gözlemleyebiliriz.

İran’da, bir bayanın çok aşığı varsa hanımefendi, az aşığı varsa ev kadını denildiğini kaç kişi bilir? Bilmesem de acem uşaklarının tarihi süreçteki ahlâkî zaafları ve ikircikli davranışlarını göz önüne aldığımız takdirde dün ve bugün itibariyle Asya kıtasının Yunanlıları veya İslâm Milleti’nin Yahudileri oldukları hususunda gezegenin bütün insanları hem fikir; İran’ın Türkiye şubesi olan ve isimleri malûm iki parti hariç.

Umman; Harici sapıklığının bir kolu olan İbadiliğin neşvünema bulduğu ve kendilerinden başka müminlerin olmadığı anlayışının hâkim olduğu vahşet coğrafyasının vahşi bedevileridir. Libya, Bahreyn, Ürdün coğrafyasında olduğu gibi Umman ülkesinde de etkin olan İbadi öğretisinin etkisiyle kan dökmekten mutluluk duyan sadist yönetimleri,  güç karşısında eğilmekten zevk duyan mazoşist halk katmanlarının yaşadığı Umman, Ortadoğu coğrafyasının halk ve yönetimiyle beraber haşere yuvası, baş belası fitne üslerinden biri olduğunu söyleyebilirim.

Mısır, Kuveyt, Arabistan; Amerika’nın ev kölesi olan bu ülke diktatörleri ve yönetici klikleri, metresi oldukları Batı dünyasının arzuladığı, Allah inancı olmayan bir din ve dinsiz ahlâk prensibine göre hareket edecek Ortadoğu ve Asya arzularını gerçekleştirmek için çalıştıklarını, çabaladıklarını ve bu yönde hareket ettiklerinin farkına varalım.

Bir Afrika atasözü “Dünya kadınların kalçalarında döner” demektedir.

Bu Afrika atasözüyle anlatılmak istenen elbette ki kadınların, anne rolü ile toplumsal düzenin merkezi, inşa edilmesi gereken geleceğin kadınlar ile yapılabileceğini anlatmaktadır. Bu ülkeler ise kadınlarını ve kızlarını eğitmekten ziyade kuluçka makinesi muamelesi yapmaktadır.

Kadınlarını ve kızlarını eğitimden uzak tutmakla yetinmeyen bu haydut diktatörlerin yeni bir günah ve modern bir cürüm işlediğini söyleyebilirim; üçüncü cinsiyet günahına teşvik etme ve yaygınlaştırma günahı.

Evet, Orta Doğu coğrafyasında Amerika’nın kuklası, İngiliz Kraliçesi’nin şebeği olan Mısır, Kuveyt ve Arabistan’ın haydut diktatörleri ve despot yöneticileri, kendileri ile birlikte toplum katmanlarını oluşturan kadınlara, kızlara ve erkeklere, hünsa-üçüncü cinsiyet olmayı dayatmaktadırlar.

Toplumlarına hünsa olmayı dayatmalarında ki maksatları ne?

Haydut diktatörleri ve totaliter rejimleri ayakta tutmanın ve yönettikleri toplumu öldürmenin tek yolunun erkeklerin ve kızların, hünsa-çift cinsiyete dönüşmelerinden geçtiğine inanıyorlar. (Hünsa derken ameliyatla, doğal olmayan yollarla çift cinsiyete dönüşen, üçüncü cinsiyetleri kastettiğim malumdur.)

Amerika’nın peyki olan Mısır, Kuveyt ve Arabistan diktatörleri ile despot rejimlerinin yönetici klikleri, kendileriyle birlikte halklarını da bu sapkın zihniyetlerine göre şekillendirmek ve Ortadoğu coğrafyasını bir baştan bir başa üçüncü cinsiyete dönüştürmekle meşguller.

Sonuç olarak, yeni bir günah ve modern bir cürüm olan hünsa-üçüncü cinsiyete geçmeyi, kanun yoluyla kural haline getirmeye çalışan Mısır, Arabistan ve Kuveyt, Amerika’nın gece metresi olmakta müşterek oldukları gibi süfli günahların en aşağılık varyantlarından olan üçüncü cinsiyet günahında da müşterek hareket ettiklerini söyleyebilirim.

Evet, sevapları olmayan, günahları arşa çıkan bu haydut diktatörler ile despot rejimlerinin yeni günah ve modern cürümler-suçlar hususunda müşterek karar verdikleri Arap ligine kısa bir lâhza göz atalım.

Arap ligi denen yapı, Birleşmiş Milletler topluluğu gibi satranç tahtasındaki bir piyondan daha kıymetsizdir. Arap ligi tarafından alınan kararların hiçbir kıymeti harbiyesinin olmadığı gibi laf, laf, laf yapmaktan, geveze çeneler olmaktan öte bir keyfiyet arz etmediğini Filistin hakkında aldıkları gerçeğe uzak ve uygulanmaz -uygulanamaz, uygulanamayacak- kararlarına bakarak görebiliriz. Geveze çeneler, gemi batırır söyleminde olduğu gibi Arap liginin genetik özelliği olan ağız ishalinin yansıması olan gevezelik, Arap coğrafyasını batırmaya sürüklemektedir.

Müsaadeniz ile kısa bir mola verelim. Mini minnacık kıssamızdan çıkarılması gereken hisseyi alalım; Elbetteki  Akın KURTOĞLU ve NEOMAVİ gönüldaşlarımız tarafından seslendirilen “Elbet bir gün veda” dinletilerinin eşliğinde.

Bir çapulcuya sordular: Bugünkü yağmayı mı seversin, yarınki cenneti mi?

Çapulcu: Bugün elimi yağmaya açayım, bulduğumu kapayım da yarın firavun ile cehenneme girmeye razıyım.

Kıssadan çıkarılması gereken hisse, çapulcunun Orta Doğu coğrafyasında İngiltere’nin valiliğini yapan kral müsveddeleri ile despot diktatörleri, yağmanın ise petrol olduğuna göre, çapulcu kral müsvetteleri ile despot diktatörlerinin de cehenneme gitmeye razı olduklarının anlaşıldığına eminim.

Ürdün sahasına bilerek, isteyerek ve çeşitli nedenlerden dolayı değinmediğimi peşinen söylemeliyim. Tek söyleyebileceğim Ürdün sarayının kral müsvettesi soytarı Abdullah ve ekâbir takımının, aziz Türk milletine ihanet etmelerinin bedelini çok ağır bir şekilde ödeyeceklerini ifşa etmekten mutluluk duyuyorum.

Filistin konusunda akli olmaktan ziyade hissi, plânlı olmaktan ziyade fevri ve uzun vadeli stratejik hamlelerden ziyade sonu hüsranla neticelenecek taktiksel reflekslere önem atfeden milletimizin bu hassasiyetine binaen Filistin meselesinden imtina etmeye çabalasam da iki kelam edelim.

Filistin ve Filistinliler konusunda kargo bilgileri ile düşünen ve hareket edenlere göre pozisyon alanların, yanlış seçeneği işaretlediğini ve beklentilerinin hüsranla sonuçlanacağını, altını çizerek belirtmeliyim.

Malum olduğu üzere kargo yüktür, kargo ağırlıktır ve kargo bilgisi, muhtevası olmayan içi boş malumat tıngırtısı demektir. İmdi bizler, özenle yürümemiz gereken bir konuda körfez ülkelerinden aldıkları para karşılığında yaptıkları ajitasyonla halkımızı aldatan uyuz tipler, İran’dan aldıkları para ile hareket eden iki düzenbaz partinin akılları kirleten ve zihinleri daraltan miyop bakış açısına göre hareket edenler, kesinlikle ve kesinlikle her daim üzüleceklerini peşinen söylemeliyim. Körfez ve İran ekseninde çalışan iki parti ve çeşitli dernek ve vakıflara yardım edenlerin ise nelere sebep olduğunu ve nelere sebep olacaklarını hemen yazıyorum.

Filistin ve Filistinliler, tecrit edilmeye, şok saldırılara ve bütün bunlardan öte FKÖ ve HAMAS örgütlerinin tasfiyesine paralel olarak Filistinlilerin Kudüs’le bağları kesilecek ve Filistinliler, coğrafyalarını yönetecek bir bayanın eliyle yönetilmeye başlayacaklar.

Batı dünyasının tiranları ve yönetici kliği, joker haklarını kullanarak Orta Doğu coğrafyasında bir bayan tarafından yönetilecek halk tercihlerini Filistin ve Filistinliler için kullandıklarını söyleyebilirim.

Sonuçta gerçekleşmesi kuvvetli tespit ve varyantları yazmaya çabaladığımın farkındasınızdır. Filistin konusunda yazdığım hususlarda İnşallah yanılan, aldanan ve sözü çamura düşen ben olurum.  Filistin meselesinin tek çözümü Filistinlilerin özgürlüğe gidecek tek seçenekleri: Erivan’ın müsaadesi, İstanbul’un onayı ile gerçekleşebilir. Bu formülün dışındaki bütün plânlar yalan ve dolan, bütün projeler palavra ve aldatmadır; nokta.

Arap ligi ve Arap coğrafyasıyla alâkalı satırlarımıza itiraz edecek olan iyi niyetli kardeşlerimize sadece ve sadece şunu diyebiliriz: Merhamet ve şefkat duygularınızın, şahsiyetiniz ile karakterinizi yenmesine müsaade etmeyin diyebilirim. Aklın hile salonundan ve zihnin dolambaçlı holünden gelen seslere aldanmayalım.

Takdir edersiniz ki nanemolla, çıtkırıldım tiplerle dağlar aşılmadığı gibi yollar da alınmaz. Mamafih Batının ve Orta Doğunun heyecan ve buzdan imanı, buzdan yapılan fakat iman ehliyle yapılacak savaşta mutlaka erimeye ve buharlaşmaya mahkûm olan planlardan ibarettir.

Ortadoğu coğrafyasında bunlar olurken bize düşen ise, doymak bilmeyen hakikat hırsımızı, marifet ile süsleyerek, ütopyalarımızı inşa etmek ve an olarak gerçek olan Başyücelik rüyamızı hayata hâkim kılmak için çalışacağız, çalışacağız, çalışacağız ve hazır olacağız.

Burhan Halit KOŞAN

http://www.adimlardergisi.com/orta-dogu-4-son/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>