ozan_arif_abdurrehim_heyit_2

OZANLAR SUSMAZ! – Suat KÜRŞAT

”Bırak beni haykırayım, susarsam eğer sen matem et;
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet;
Sevenleri toprak olmuş, öksüz çocuk gibidir…”
(Mehmet Emin Yurdakul)

Milletimizin tarihinde şair ve ozanların yeri bir başkadır. Son günlerde şahit olduğumuz Uygur Türkü ozan Abdurehim Heyit’in şehid olduğu haberi ile ortaya çıkan gerçek budur. Halk ozanı Heyit’in zalim Çin zindanları ve kamplarına gönderilme sebebi milletin içinde tuttuğu yer ile ilgilidir. O ve O’nun gibi şair ve ozanlar milletin gür ve hür sesi, yüreği oldukları için bu zulümlere maruz kalmaktadır. Zalimler bir kişiyi değil bir milletin sesini kısmak ya da kesmek için onlara zulmetmektedir. Onlar milletinin en zor gününde hakkı haykırmakta tereddüt etmezler, zulme ve zalimlere boyun eğmez, hak bildikleri yolda yürümeye gayret ederler. İşte bu duruştur zalimlerin asıl hedefi.

Abdurehim Heyit’in şehadet haberi dalga dalga yayıldı ve ciddi bir tepkiye dönüştü. Doğu Türkistan’da yaşanan zulmün geniş kitlelerce umursanmasına ve duyarlılığın artmasına vesile oldu. Şehadeti adeta milletinin çektiği acının, sıkıntının dili oldu. Ölümü ile dahi haykırıyordu ozan. Bu hâl üzere bir videoda Heyit’i gördük, yaşadığını ve hapiste olduğunu beyan ediyordu. Yaşadığına mı sevinelim, yoksa esaretine mi üzülelim bilemedik? Buruk bir sevince büyük bir hüznün eşlik ettiği bir ruh hâli yaşadık. Heyit’in yaşadığını söylediği video dahi Çin terörünün kanıtı olmaya tek başına yeterlidir. Bu hadise İnşallah Doğu Türkistan’ın acılarının son bulmasına vesile olur.

Uygur Türkü Ozan Abdurehim Heyit’in şehadet haberinin ardından gelen yaşadığı(!) haberi ile buruk bir sevinç yaşarken, başka bir haber hüzün denizinde yolculuğa çıkardı beni. Oğlu, Ozan Arif’in öldüğünü beyan ediyordu. Bir ozanın yaşadığına buruk da olsa sevinirken, çocukluğumun, ilk gençlik yıllarımın dert ortağı ozanımın vefat haberi ile sevinç kırıntıları dahi kalmıyordu.

Doğduğum, çocukluğumun ilk demlerini geçirdiğim evimizden başka bir eve taşındıktan sonra, ailem evin anahtarını bana verirler. Zaten büyüklerim gurbettedir ve ailenin büyüğü olmuşumdur bu anahtarı alarak. Taşındığımız için elektrik ve sudan mahrum kalan bu evi ”çilehâne” yaparım kendime. Akşamları ayışığının içeriye süzülerek giren aydınlığında ya da titrek alevi ile mum ışığında pilli radyoma Ozan Arif kasedi koyar; dava, gurbet ve hasret dolu türkülerini dinlerdim. Memleket hasreti değildir yalnızca türkülerine renk veren; hasreti çekilen bir devlet, Türk ve İslam âlemindeki esarettir aynı zamanda. O, Turan Türküsü’nde “Bir yanımdan yük düştü, bir yanım hâlâ yükte / Sıra Doğu Türkistan, sıra şimdi Kerkük’te” derken esaretin bitmesine duyduğu özlemi dile getiriyordu.

Gurbet ve hasret hayatımın tam orta yerindeydi. Ciğerimin tam orta yerine bağdaş kurmuş oturmuş, istenmeyen bir misafir gibi kalkmak bilmiyordu. Ozanın sazı tercüman oluyordu hâlime. Sürgün yıllarında yanıp tutuştuğu memleketine söylediği türküler, hasret yangınında parça parça yanan yüreğime dokunurdu. “Bahar geldi şimdi bizim ellere / Kuzuların melediği zamandır / Gelinciğin tarlaları her yerde / Al renge belediği zamandır.” dedi mi ozan, iliklerime kadar gurbet solurdum. Bir yanı hasret öbür yanı gurbet olanlar bilir; iletişimin bugünkü gibi teknolojik desteğe sahip olmadığı dönemlerde gurbetten gelen teyp kayıtlarını, mektupları. Hasret kokar buram buram. Özlemler dile getirilir, teyp kaydına alınan gurbetçinin kendi sesinden yanık türküler ile dertleşilirdi. Ozan Arif’te de bende olan birşey vardı; hasret!

Ozan Arif yalnızca gurbet değildi elbette. O bir ozanın olması gerektiği gibi cesur ve bildiği doğruyu dile getirmekten çekinmeyen biriydi. Bu yönü ozanlığının hakkını veren yönüydü. Hele hele fırıldak gibi dönenlerin olduğu bir demde o bildiği doğruları yılmadan, usanmadan söylemeye devam etti. “Ağa diye bey diye / Boyun eğmem kimseye / Bir deli şart bir köye / Susmam susmam susmam ben” derken o gözü karalığı dile getirirdi.

İster Doğu Türkistan’da olsun ister Anadolu’da, ozanlarımızın derdi de bir çilesi de. Onlar ölür lakin susmaz, zira onlar susarsa millet öksüz kalır, ölürse değil!

http://www.adimlardergisi.com/ozan-arif-abdurehim-heyit-anadolu-turkistan/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>