putperest-budistler

PUTPEREST BUDİSTLER – Burhan Halit KOŞAN

ADALET VE İYİLİK DÜSTURUNUZ OLSUN

Turan mülkünün emiri, Türkistan’ın övüncü, İslâm’ın emir subayı, Türk’ün kutlu Başbuğu Aksak Timur/Timurlenk, böyle ferman eyledi. Altı yüz on yedi yıl sonra ise, Kumandan MİRZABEYOĞLU tarafından yeniden dillendirilen “Adalet Mutlak’a’’ ihtarının hikmetini ve Timurlenk ile Mirimiz MİRZABEYOĞLU korelasyonunu ehline havale ediyorum.

Timurlenk ve Kumandan MİRZABEYOĞLU’nun “adalet’’ şiarı,karanlıkta nurumuz, aydınlıkta haritamız, gölgede pusulamız oldu. Bu noktada kesinlikle ve kesinlikle Timur ile Kumandan MİRZABEYOĞLU tarafından dillendirilen inci bezeli, kadife keseli “ADALET” kelâmının yönümüzü tayin edecek tek düsturumuz olduğunu belirtmeliyim. Bizlerin, inşallah Mirimizin önderliğinde, Emir Timurlenk rotasında Mecusî İran, putperest Hint, çekirge Çin ve Suriye uru üzerine yürüyeceğimizi dostlar işitsin, dostlar; düşman zaten biliyor.

Bu yazımızda; Sum-pa ve Bru-ja gibi kayıp kavimleri anlatmayacağım.  İkinci Haçlı Seferi’nin müsebbibi olan Papaz Johannes’in de bağlı bulunduğu Suriye orijinli Nestorius/Nesturi kliğinden bahsetmeyeceğim. Hain ve kâfir Sarı Uygurlardan, Çin uşağı zındık/kızıl Tatarlardan, Sibirya Gotlarından, BON paganları, Çin Mandarinleri ve Moğol Tangutlarını anlatmayacağım. Bu yazımız, Buddha ve Budizm öğretisi üzerine olacak.

Batı Hun Kağanı Uldız/Yıldız Han’ın rüyası, Ehlibeytin çocuğu Emir Külâl’ın duası, Aksak Timur’un kılıcı, Mihail Bey’in dinginliği, İslâm’ın ilk şehit hanımefendisi, Türk sahabe Hz. Sümeyye’nin dirayeti bizimle olsun. Bizimle olsun, Alisolda cesareti, Babür Şah’ın şecaati ve tecelli etsin adalet; Mirimiz MİRZABEYOĞLU Baş Yüce olsun!

“Neomavi” tarafından seslendirilen, “Sordum sarıçiçeğe” dinletisi eşliğinde, keşiş Grenflot öykümüzle başlamadan önce şu hususu dikkatinize arz ederim. Mirimiz, “Hikmet: sübut demektir ki her şeyiyerinde bilmektir’’(1) demektedir. Biz de, bu ölçü içinde hareket etmeye ve yürümeye çabalayacağız.

Gorenflot ismindeki keşişi kaç kişi bilir, bilmiyorum. Gorenflot isimli keşişi Vatikan ve Batı dünyasından çok kişi bilir. Bizim cenahtan ise çok az kişi tanır. Bu yüzden birkaç kelimeyle tanıtmak gerekiyor.

Keşiş Gorenflot, hangi orucu tuttuğunu bilmediğimiz bir gün, kendisine bir tavuk ziyafeti çekmek ister fakat bu günâhtır. “Günâha girmeden nasıl bir tavuk ziyafeti çekebilirim?” diye uzun uzun düşündü Keşiş Gorenflot; kendince bu işi ustalıkla halletmenin yolunu hemencecik buldu. Hoşuna giden etli, butlu tavuğu yakaladı. Tavuğa sazan, çupra veya başka bir balığın adını vererek kutsal vaftiz işlemini tamamladı. Keşişlerin oruç tuttuğu günlerinde balık yemek yasak olmadığı için Vatikan keşişi Gorenflot, sazan, çupra veya başka bir balığın adını verdiği tavuğu güzelce yedi.

Öyküdeki anafikrin anlaşıldığına emin olsam da kısa bir not düşelim, müsaadenizle; anafikir, olguya göre düşün, algıya göre hareket et fırıldaklığıdır. Malûmattan öte önce bilgilendirici kısa bir Buddha bibliyografisi verdikten sonra, ardından meselelerimizi renklendirmeye çalışalım.

İ.Ö. VI yüzyılda (M.Ö. 563 yılında Hindistan’ın Magadha toprağında dünyaya gelen bir çocuğa Siddhartha adını koydular. Bu kral soyundan gelen çocuğun hayatı başlangıçta tıpkı öteki Hint hükümdâr ailesinden gelen reşitleri gibiydi. Yirmi dokuz yaşına geldiğinde kendinden önceki hükümdâr çocuklarının yaptığı gibi kırlara çekilip hayatın mânâsı üzerine düşünmeye başladı. Sidhartha’nın sonu ötekiler gibi, yani denkleri gibi olmadı. Brehmenlerin gösterdiği yolda kendisine bir ruh sükûneti bulamadığını anlamıştı. Bir gece zihni aydınlanan Siddhartha artık  Buddha olmuştu. Kendisini bu isimle vasıflandıran Buddha, Dharma adı altında toplanacak sözlerini yaymağa başlarken, Sangha ismini verdiği kilisesini de kurdu.

Yashodhara! Bu ismi bilir misiniz? Prens Siddhartha, Gautama, Shakyamuni isimlerinin aynı kişiye işaret ettiğine, yani Buddha’nın diğer isimleri olduğunu herkes bilmese dahi Buddha ismini çoğu kişi duymuştur. Yashodhara, Siddhartha ile evliydi. Onu içtenlikle ve tüm kalbiyle seviyordu. Bir gece, Siddhartha onu ve oğulları Rahul’u bırakıp, Buddha olabilmek için çekip gitti. Giderken tek bir söz bile söylemedi. Yashodhara, hasta ve düşkünlere merhamet ve şefkat gösteriyordu; Siddhartha/Buddha daha acıların farkına varmamışken. Siddhartha/ Buddha’nın “aydınlanma”sını, terk ettiği karısı Yashodhara’dan öğrenmediğini kim iddia edebilir? Belki de Yashodhara, Siddhartha ve Rahul’dan ayrılmak istemişti. Yashodhara’nın, Siddhartha terk ettikten sonra, Siddhartha/Buddha’nın öfkesinin kurbanı olmadığını, yalnız kalmasından dolayı acıların esiri veya acıların çocuğu olmadığını nerden bilebiliriz? Böyle olmadığını kim iddia edebilir? Herkes Buddha denen salağı düşünüyor, karısı Yashodhara ve oğlu Rahul’ü düşünen oldu mu? Yashodhara hanım, “babam nerede?” diye soran çocuğu Rahul’e ne söylemeliydi?  Bir anne kendi öz çocuğunu, gecenin zifiri karanlığında terk etmez/edemez. Bunu ancak bir alçak, bir hain yapabilirdi; bu alçaklığı, bu ihaneti de Yashodhara değil sevdiği eşi olan Buddha yapmıştı. Kıymetli kız kardeşlerim ve hanımefendilere özellikle seslenmek istiyorum: Bir de şöyle düşünün Allah aşkına, hanımını terk eden bir serkeş, çocuğunu ortada bırakan bir zevzek olan Buddha kıymete haiz olabilir mi? Ya geride miras bıraktığı Budizm?

Biz, birinci vagonda izlediğimiz Yashodhara ile Buddha arasındaki aile faciasını sonlandıramayacağımıza göre ikinci vagonda bulunan Budizm isimli uzun metrajlı filimden fragmanlar izleyelim. Önce kısa bir izâh:

Budizm, hakkındaki bilgilerimin kaynağı Rus, Fransız, İngiliz, Danimarka, Amerika ile Budist öğretisini takip eden Japon kaynakları ve hayallerimin şirin ülkesi Finlandiya merkezli olduğunu söylemeliyim.  Bu izahı neden yaptım? Bizim değerlendirmelerimiz, güncelin getirdiği havai bir refleks, geçici bir heves, hissi bir tepki ve ayarları oynanmış duygusal bir bakış açısı değil; aşağılık Kâfir / Putperestlere karşı genetik bir kin, kalıcı nefret ve şuurlu yöneldiğimizin göstergesidir. Dişlerini, dillerinin arkasında saklayan Batı / Batıl / Putperest Budistlerin, sarkık dudaklarını, çürümez ve çözülmez ipliklerimizle dikeceğimiz güne kadar durmayacağımızın da itirafıdır.

Buddha, kilisesi olan Sanghasını kurdu ve Dharma’sını yaymağa koyuldu. Kurucusu olduğu öğretinin Doğu Hindistan’da çok hızlı yayılışının bir izahı şüphesiz eski Hint öğretilerinden olan Brehmenizm sınıf / kast sistemine dayandığı halde Budizm’in sınıf / kast sistemine dikkat etmeden herkesi cemaatine kabul etmesidir.

Eski Hint düşüncesine göre Buddha şahsiyetsizdi. Buddha ve öğretisinin hikmeti olmayan geleneklere dayanmasını ve Yunan etkisinde kalması sebebiyle aklı başında Batılı bilginlerin de Buddha / Budizm öğretisine haklı eleştiriler getirmelerine sebep olmuştur.

“Yunan nerden çıktı?” diyebilirsiniz.

Yarın değil hemen şimdi prensibimizle hemen izâha girişelim. Budizmin cenneti addedilen Khotan, Gan-su, Yotkan ve Niya örenlerinde yapılan kazılarda çıkan elbise kıvrımlarındaki yunan motifleri ile elinde şimşek ve kalkanla Pallas Athena ile Eros, Herakles ve Zeus buluntuları, Budizm üzerindeki baskın Yunan kültürünü izâh etse gerek. Bu kadar delil yetmez mi? Devam edelim o zaman;  VI-VII. Yüzyıllara ait Apollo başlı Buddhalar, saçları Yunan stili taranmış kadın şekilleri, Miran Budist keşişlerinin, kanatlı meleklerinin Helenistik unsurları kesinlikle şüpheye yer bırakmayacak şekilde tesirin kabûlüne kâfidir.

Sanat sokağından ayrılıp ana güzergâhımızda yürüyelim. Buddha’nın ölmesinden (İ.Ö. 483) sonra Buddha’nın çömezleri, yazılı metinlerden hangilerinin gerçek olduğunu tespit etmek için toplandılar. Yazılı metinleri üç büyük kümeye ayırarak hepsine Tripitaka / üç sepet adını verdiler. Racagriha synodeu adı verilen Budist keşişlerinin bu toplantısını takip eden Vayşal synodeu toplantısında Kuzey ve Güney Budizmleri olarak kendi içinde ayrışmaya gitti. Kuzey Budizm’inin Mahayana okulu şahsiyetsiz, yani tanrısız olan öğretiyi kısa zamanda tanrılar, yarı tanrılar, koruyucu ruhlar ve pagan dinlerinden alıntıladıkları ile yamalı bohça olan Budizm’i, iyice içinden çıkılmaz hale çevirdi. Antropomorfizm nazariyesinin evrimleriyle bezedikleri Buddha’yı, çabucak tanrılaştırdılar. Budizm’in, cennet saadeti ise ruhun bir çocuk gibi doğduğu lotus çiçeği yahut çalgı çalan altı musikici önünde raks eden altı dansçı kadının figürüyle sembolize edilmektedir. Putperest Budizm’in, cenneti de kendisi gibi çok yavan, çok fakir ve acınası tasvirlerden ibarettir.

Şu oldu, bu oldu derken Brehmenizm’in, baskın tazyiki ile Hindistan’dan kaçarak kurtulabilen Budizm’in, tohumlarını serptiği Tibet ekolüne değinelim; birkaç cümle ile…

Budizm’in, Tibet’e girişi ve yayılışı Miladî takvimle 617 yılına denk gelmektedir. Tibet’in, Srong-btsan Sgam Po isimli vahşi kralı, pagan olduğu halde Nepal kralının kızı Bhrikuti ve Çin prensesi Ven Çınğ ile evlendi. Her iki kadın da Pagan olan kralı / kocayı tesirleri altına alarak Budizm öğretisine yönelttiler. Tibet’e, Budizm’in temeli atıldıktan yüzyıl sonra cunta / darbe ile kral tahtına oturan Khri-srong Lde-btsan’ın ilk işi Hindistan’dan Budizm öğretisinin tanınmış önderi Şanti Rakşita’yı getirmek oldu. BON isimli Pagan öğretisine göre yaşayan halkın ayaklanması ile Şanti Rakşita’nın Nepal’e kaçması üzerine olaylar bir müddet durdu. Şanti Rakşita, Nepal’e kaçmadan önce kendisinin yetersiz olduğunu kabul ederek Budist büyücü Padma Sambhaya’yı, tavsiye etti. Tibet’te, Mahayana tarikatı ile rakibi Hinayana tarikatını yenilgiye uğratarak Budizm’in tümü üzerinde etkisini ve tesirini gösteren Padma Sambhaya’yı işaretleyebiliriz. Bugün, Lamaizm adı ile bilinen Tibet Budizm’inin öğretisini yerleştiren, Tibet’e sokan işte bu keşiş Padma Sambhava denilen kişidir. Lamaizm, adını, esasen yüksek rütbeli papaz demek olan Lama sözünden almaktadır.

Keşiş Gorenflot hikayemizden sonra İrfan GÜRDAL beyin seslendirdiği <<Armanım kalmadı>> dinletisi eşliğinde Budizm öğretisini özetleyen bir öykü anlatalım.

Dandan-Uilik’teki Budist tapınaklarında keşfedilen tasvirler, ağaç levhalar üzerine işlenmiş resimleri anlatan kayıtlı metinlerini dillendiren Budizm’in meşhurlarından olan Hüandzanğ’ın ağzından dinleyelim: Atlı bir düşman kıtası şehre akın etmişken tarla fareleri düşman atlarının deri takımlarına üşüşerek kemirmişler ve bu suretle halkı muhakkak bir yok olmadan kurtarmışlardır. O zamandan beri tarla fareleri mukaddes addedilmiş ve tarla farelerine karşı büyük saygı göstermektedirler. Sonuç olarak Budistler, Hindistan, Nepal, Vietnam vb ülkelerde tanrı diye farelere tazim ve saygıda bulunmanın ötesinde insan kurban etmektedirler.

Hükmümüzü yazmadığımız halde kibirli tavır ve kızgın çehrenle niye asabileşiyorsun kardeşim. Maksadımız, küfrü övmek değildir; tanımaktır. Duymadın mı, “Âbı hayat arıyorsan, karanlığa gitmelisin” emrini veren Nakşî’nin gözbebeği, Kürdün asil çocuğu Mevlâna Halit’i. Bizim Doğu’dan Kuzey’e, Güney’den Batı’ya seyahatimizin amacı da âbı hayattır. Kuran’ın âyetlerini, Allah Resûlü’nün adını ağızlarında çakıl taşı varmış gibi eğerek, bükerek konuşan yobazlar gibi davranmayacağımız tabiîdir. Türk karşıtı, cümle kâfire karşı da sözümüzü sakınmayacağımız malûm…

Buddha ve Budizm öğretisinin; Sihir / sihirbazlık, büyü / büyücülük, bir takım anlaşılmaz sözler, cehalete esrar ve kıymet atfedilmesi, reenkarnasyon inancı, put tapıcılığı, insanları kurban etme ayinleri ve hepsinden önemlisi ise Buddha / Budizm’in yazılı metinlerinin iç muhteviyatının bomboş olduğu gerçeğidir.

Budistler / putperestler ile aramızdaki hükmü, kalem değil kılıç verecek. Budizm’in hizmetkârı ve kölesi olan Sarı Uygurlar ve Çin emrinde hareket eden kızıl / komünist Tatarlara olan kinim diğer ekalliyet / kavim / milletlerin Budist /P utperestlerinden daha fazladır. Putperest Budist hizmetkârı Sarı Uygurlar ve Çin uşağı Kızıl Tatarlar size müjde vereyim! Adalet ve iyilik düsturu ile hareket edecek Alisolda yoldadır, Timurlengin kılıcı; ardı sıra gelecek. Alisolda kim mi? Adımları takip eden öğrenecek: Pazarlıksız Allah ve Resûlü diyen Türk cengâverini.

(1): Büyük Muzdaripler I cilt Sayf: 223 / Salih MİRZABEYOĞLU

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/putperest-budistler/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>