renkler-sesler-ve-desenler-3-dort-nehir-dort-sutun

RENKLER SESLER VE DESENLER-3 DÖRT NEHİR, DÖRT SÜTUN – Burhan Halit KOŞAN

“TÜRKLER İÇİN MUZAFFERİYET VE SAADET VARDIR!”

Endülüs’e ayak izlerini, İzmir’e sözlerini, Erzurum’a gölgesini ve topyekûn hatırasını Anadolu’ya bırakan Muhyiddin-i ARABΠhazretleri böyle buyurdu. Bu cümlenin hakikati nasıl ki dün rüyadan realiteye Osmanlı İmparatorluğu ile gerçeğe dönüştü ise, çok uzak tarihlerde değil, çok yakın zamanda Başyücelik rüyamızın da ete ve kemiğe bürünerek, realiteye/gerçeğe dönüşeceğini işiten kulaklar, gören gözler ve nefes alan canlar görecek; Adaleti ve nizamı, Başyücelik ile.

MİM aşkına, yedi Mübin sevdasına perçinli İBDA külliyatına ait cemrelere-eserlere ait kırık, dökük ve yoksul cümlelerimize başlamadan önce “Ya Baki, Entel Baki” diyelim, sonra başlayalım emeklemeye. Mahsulümüzün bereketi; aziz Türk milletinin kutlu başbuğlarından Hasan HARAKANÎ hazretlerinden; sermayesi Kumandanımızın lahuti satırları, davudi avazından olsun.

Yarın değil, hemen şimdi prensibimizle, Başyücelik yolunda yürüyen alçak gönüllü, tevazuu sahibi güzel insanların-gönüldaşlarımın ayaklarına değebilecek, incitebilecek çakıl taşlarının hepsi olmasa da hiç değilse birini süpürmektir biricik maksadım ve niyetim bu kadar masumanedir. 

Yukardaki paragrafta söylediğimizin üstünü değil, altını çizerek “Ya Baki, Entel Baki” zikrimizi çekelim ve kalem yazsın, ben öğrenenlerden olayım. Evet, şair-şairler, insan olarak ve citoyen-yurttaş olarak vatanını sevmekle, milletini sevmekle mükelleftir, bütün vatansever insanlar gibi. Şair ile eli kalem tutmayan vatansever insanlar arasında sadece bir kalem farkı bir de sorumluluk şuurunun parametre farkı vardır ki, bu parametre farkını ve şuur derecesini, vicdan sahiplerinin ahlâkî bakışına havale ediyorum.  Şair-şairler, varlığının tesir sahası olan vatanı iyilik, asalet, güzellik, ilim, irfan, hikmet, idrak ve benzeri kıymete haiz mevhibelerle donatma sorumluluğundan kesinlikle kaçamaz-kaçınamazlar; bedeli ne olursa olsun. Bu konuda Mir’imizin: “Çöplüğe dönüşmüş bir toplumda, orayı bülbülün öteceği gül bahçesine çevirme işi de şairin işleri arasındadır.”(1) tanımlamasıyla, şair sorumluluğu ile neleri ifa etmesi gerektiğini, bu kuşatıcı ve polen yüklü, bal peteği cümlesinden anlayabiliyoruz. Aynı şekilde ‘’Şiir, Allah’ın en yakın lütuflarına ermiş peygamberler için değil, dünya insanlarına mahsus bir sanattır; Çünkü şiir, biz gibi eksiklerin süsüdür’’(2) terkibiyle de şair-şairlerin, hangi iklimlerin sınırına uçabileceğini ve hangi sınıra kadar kanat çırpabileceğini de anlatmaya, kâfi-yeterli diye inanıyorum.

Haddini ve sınırını bilmeye gayret eden biri olarak, medeni cesaretimin ücret karşılığını, külliyata ait cemrelere-eserlere bir hurma dalı uzatıp, bir söğüt gölgesi düşürebilirsem, mutlu olacağım. Dikkat ederseniz; haddi bilmek, hududa dikkat etmek ve beklememiz ile durmamız gereken sınırı bilmemiz hususuna hassaten değiniyorum.  Niçin? Veya niye?

Takdir edersiniz ki ayarı oynanmış duyguları, parametreleri olmayan bir tomar malûmatla donatılan çağımız insanının, iyi niyetle dile getirdiği çırılçıplak söylemler affolunabilir. Öyle ya, bilgiye uzak, malûmata yakın bir insanın söylem ve eylem hatasından dolayı işlemiş olduğu yanlışlara karşılık, aklı başında hiç kimse ilk taşı atan olmak istemez. Atılan bir taş var ise eğer, okyanusun ve denizin dalgaları istemeden atmış ve olmuş bitmiştir. Amma ve lâkin inceden inceye işlenen ve halen daha devam ettirilen taciz-Telegram, tahkir, talan, kişiye özel savaş tekniklerinin uygulanması ve işlenmeye devam eden bu suçlara karşı bilerek ve isteyerek sessiz kalan Erk’i hiç kimse affetmez-affedemez. Adalet maskesi altında arzı endam eden eşitlik denilen aldatıcı haydudun hasetliği, çekememezliği ve kıskançlığı cidden çok çirkin ve çok çirkef bir hâldir. Yani demem o ki, çağımızda, halı üstünde oynanan akrep zihniyetinin oldukça yaygın ve moda olduğudur. Canice cürümlere sebep olanların yaşamalarını izah eden güzel bir mağrip-kuzeybatı Afrika kıssası ile dolaylı anlatalım; gerçeği…

Gerçeği; Kumandan’ın: “Af, bizzat affedenlerin affını getiren bir hadisedir’’ cümlesine münasip olarak değerlendirmenizi rica ediyorum; Neomavi tarafından harika bir şekilde seslendirilen “Kumandan’a – Sen benim her gece efkârım” dinletisi eşliğinde…

Talebenin biri öğrencisi olduğu bilgeyi sürekli sıkıştırır ve ondan Allah’ın sır ismini (İsm-i Âzam’ı) öğrenmek istediğini söyler. O kadar çok sorar ki bilge ona şöyle der, “Peki, sen yarın sabah şehrin giriş kapısında dur ve gördüğün her şeyi bana anlat!’’                                                               

Ertesi gün, talebe bilgesine raporunu verir: “Pek bir şey olmadı, insanlar girip çıkıyorlardı. Yaşlı bir adam, odun yüklü eşeğiyle geçti. Ardından bir asker geldi adamı dövdü ve eşeği de odunu da elinden aldı.’’

Bilge ona şunu sordu: “Eğer sen İsm-i Âzam’ı bilseydin, o askere ne yapardın?’’ Talebe şu cevabı verdi: “Gebertirdim ben onu!’’ Bilge cevap verdi: “Bak, şunu söyleyeyim: O yaşlı adam şikâyet etti mi? Etmedi! İşte o yaşlı adamdı bana İsm-i Âzam’ı öğreten. Sen kimsin ki…”

Kıymetli gönüldaşım, gezegenimiz gibi Anadolu da çocuğunu dünyaya getirmesi yakın bir hamile-gebe. Doğumun ıstırap, hüzünlü ve sancısının olabildiğince sıkıntılı olduğunu-olacağını söylemeliyim. Şu anda Orta Doğu, Uzak Doğu, Asya ve Avrupa kıtasında yaşanan olaylar ramazan bayramı hükmünde olup yaklaşan kurban bayramına hazırlanmalıyız diye inanıyorum; mühletimiz varken. Yarın değil, hemen şimdi prensibimizle; edep ile  adap ile ceketimizin üç düğmesini ilikleyelim, ve külliyata ait cemrelere-eserlere, merhaba diyelim; hazırlanalım. 

Bütün Fikrin Gerekliliği eserine göz attığımızda, tarihi vetirede-süreçte karşımıza, aynı çamurdan, aynı hamurdan yaratıldığımız ve Türk töresinin ana omurgasını sistemleştiren Türk çocuğu Nizâm-ül Mülkşahsiyetini ve eserin tarihi süreçteki izdüşümü olarak da Nizâm-ül Mülk medreselerine çıkacağına inanıyorum. Nizâmiye medreselerinde nasıl ki doktriner İslâm, beşeri bilimlerle birlikte öğretildiği gibi Bütün Fikrin Gerekliliği eseri de doktriner İslâm ve terkibi vahidlere hangi pencereden bakılması gerektiğini göstermektedir. Bu cemre-eserin,  dünü ihya, bugünü ihata, yarını kuşatıcı özelliği yanında külliyata ait diğer eserlere bir şemsiye vazifesi gördüğünü de fark etmeliyiz. Sonuç olarak dün, Nizâmiye medreselerini inşâ eden ve müfredatını hazırlayan Nizâm-ül Mülk, bugün yaşıyor olsaydı, kesinlikle ve kesinlikle müfredatı denetleyen eser olarak Bütün Fikrin Gerekliliği eserini kaleme alırdı. Müfredat derken külliyata ait bu eser dışındakilerin anlaşıldığına emin olsam da ben, yine de yazayım.

Necip Fazıl’la Başbaşa adlı eserine göz attığımızda ise karşımıza; tespit, tahlil ve teklifleri ile Faruk / hakla batılı ayıran mizacıyla temeyyüz eden Hz. Ömer’in (r.a) ayak izlerini takip eden ve kalbinde taşıdığı hassas kuyumcu terazisiyle altın olanı olmayandan ayıran bir hakikat sarrafı ile karşılaşırız. Yerelden küresele kanat çırparken kartal bakışıyla Batı tefekkürünü, İslam Tasavvufu önünde sigaya-hesaba çeken, küreselden yerele tahvil ederken kelebek kanadı ile naif ve kibar. Bu eserin tarihi şahsiyet yönünden karşılığı olarak Mansur Ata, eserin izdüşümü olarak Hoca Ahmet YESEVİ’ye ait Divanı Hikmet eserini söyleyebilirim.

Gölgeler eseri bir romandan ziyade, Üstad’ın, ‘’Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır!’’ şiarınca, gâh Evliya Çelebi, gâh büyük seyyah Battuta olarak seyahat eden mütefekkir MİRZABEYOĞLU, dünyayı ayağımıza getirmek için zahmeti meyvesinden acı, meyvesi zahmetinden zor bir işi yaptığını, kaç kişi fark etmiştir? Bilemiyorum. Diyeceğim o ki ister Evliya Çelebi olsun, ister Battuta olsun dilleri dönüyor, kulakları işitiyor ve nefes alıyor olsalar, çağımızın ihtiyacına binaen Gölgeler eserini kaleme almak için çırpınır, yayınlanması için acele ederlerdi.

Sahâbîlerin Rolü Ve Mânâsı / Peygamber Halkası başlığı altında yayınlanan eserini okuyanların; gönül dünyalarında, Hasan-ı Basrî Hazretleri’nin naif konuşması, kulak sahiplerinin belleğinde çınlamıyorsa eğer sağlarına ve sollarına bakınmaksızın gusül abdesti almalarını tavsiye ederim. Bildiğiniz üzere, sadece, sahabe bilgisi konusunda derinleşenlerin hadis mevzuunda yetkinleşebileceği malûmunuzdur. Bu minvalde sahabe mevzuunda derinliği olmayanların, hadis konusunda söyledikleri sözlere hiç itibar edilmemesi gerektiğinin, altını kırmızı kalemle çizerek hatırlatmak isterim. Biz, eserin tarihi süreçteki izdüşümüne dönelim. Eser odaklı yazılarımızda lif lif açıcı satırlarımızla izâh edeceğiz; İnşallah. Evet, Sahâbîlerin Rolü Ve Mânâsı / Peygamber Halkası adlı eserin, vahdaniyet silsilesindeki hükmü Hasan-ı Basrî Hazretleri’nin çağımızda ki naif ve kibar sesi olduğuna inanıyorum. Fakih MİRZABEYOĞLU tarafından kaleme alınan bu eserinin izdüşümü olarak; Endülüs medeniyetinin birikimini yansıtan “Cami“(3) adlı eseri, şahıs noktasındaki izdüşümü olarak; Endülüs medeniyetinin tevazuu sahibi, mütevazı ve alim-bilge çocuğu Ruaynî ismini zikredebilirim. 

Yangın yerine dönmüş vatanımın çoraklığı acı verse de umutlarımızı ve ümitlerimizi yitirmeyeceğiz. Kaht-ı rical-adam kıtlığının had safhada olduğu ve insan soyunun oldukça azaldığı çağımızda karanlığa bir mum yakarak, çirkinliğe olan infialini; güzelliğe olan sevgisiyle gösteren gerçek insan / İnsan-ı Kâmil / Hazreti İnsan MİRZABEYOĞLU, bizler için bir nimettir. Allah aşkına! Bu gerçeği ne zaman anlayacağız? Takdir edersiniz ki günümüz, iktidarsızlık çağı, şuursuzluk devri değildir. Sorumluluktan kaçamaz, şuur sahibi olmaktan kaçınamayız. Bu mesuliyetin zengini-yoksulu, güçlüsü-güçsüzü, erkeği-kadını yoktur. Can tenden, deri etten, âşık maşûkundan ayrılmaz-ayrılamaz. Unutmayalım ki asude hayat, mutlu yaşam, mutena semt ve Cenneti âlâ gerçek insanı, Hazret-i İnsan’ı takip etmeyi gerektirir.

1-Salih MİRZABEYOĞLU/Necip Fazılla Başbaşa/Sayfa:81

2-Salih MİRZABEYOĞLU/Necip Fazılla Başbaşa/Sayfa:80

3-Ruayni tarafından yazılan bu eser Rabat/Fas kütüphanesindedir.

Burhan Halit KOŞAN

http://www.adimlardergisi.com/renkler-sesler-ve-desenler-3-dort-nehir-dort-sutun/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>