samil-igde-meselesi-ileri-haber-tecavuzcu-pkk-sempatizani

ŞAMİL İĞDE MESELESİ – Gökhan YAMANGÜL

Bana her daim Orwel’in 1984 toplumunu hatırlatan linç kampanyalarından tiksinir ve onların bir takım plânları gizlemek için organize edildiğini düşünürüm. “Söyletmen vurun!” dövizi, iğrenç bir Yeniçeri mirasıdır. Şükürler olsun ki, bugüne kadar hiçbir zaman toplu “nefret” ve “aforoz” seanslarında kelle göstermedik.  İçe karşı da, dışımıza dönük olarak da bu her daim böyle oldu. Söyleyeceğini söyler, yazman gerekeni ifâde eder, durduğun noktayı ve tavrını belli edersin; gerisi muhatabının vereceği karşılığa kalmıştır.

Diğer türlüsü linç kültürüdür. Ahlâksızca ve ilkeldir.

Bunların altını çizmemin sebebi, Şamil İğde ve sosyal medyada ona dönük başlatılan ve ardı arkası kesilmeyen saldırı ve hakaretlerdir. Eleştiri sınırları aşılmış ve linç başlamıştır. Her linç gibi ardında bir takım başka plânlar olduğu muhakkak. Bu nefreti körükleyen “kaynak” iyi incelenmeli.

Şamil İğde ile herhangi bir tanışıklığı olmayan birisiyim. Onu, yanlışım yoksa ilk defa 25 Mart 2015 tarihinde Adımlar Dergisine yapılan alçakça saldırı sonrası şehit verdiğimiz Ünsal Zor ağabeyimizin taziye ziyaretinde gördüm ve o kalabalıkta ayaküstü birkaç dakika sohbetimiz oldu.  İlerleyen zamanlarda da, sanırım bir veya iki defa karşılaştık ama uzun uzadıya konuşma şansımız hiç olmadı. Yazılarını beğenerek okuyordum; lafı dolandırmadan, söylemek istediğini tam ortasından söylüyor ve bunları bazen “acımasız” denilebilecek bir ironiyle besliyordu. Özellikle Kafkas kökenli olduğunu vurguladığı ve “biz vatan kaybetmenin ne acı bir şey olduğunu iyi biliyoruz; bunu bir defa yaşadık, yeniden kaybetmeye niyetimiz yok” türünden ifâdelerle Anadolu’yu sahiplenici duygusal bir yazısı, şahsen unutamadıklarımdandır.

Yazılarında katılmadığım yerler de yok değildi. Meselâ onun ara sıra dile getirdiği Enver Paşa’ya olan muhabbetinin köklerini anlıyor, ancak doğru bulmuyordum. Paşa’nın gerçek gayesi ne olursa olsun, İmparatorluk onların elinde battı ve Şamil’le bir gün geniş bir sohbet imkânı bulsaydık, ona Kemal Tahir’in İzmir suikastının iç yüzünü anlattığı o nefis romanında İttihatçıların Küçük Efendi’si Kara Kemal Beyin dilinden ifâde edilen meşhur sözleri hatırlatacaktım. Kısmet bugüne imiş: “Bir politikacı için en müthiş ceza devletinin kendi elinde batmasıdır. Bunun hiçbir özrü yoktur. Bu koca imparatorluk bizim elimizde ölmüştü. Suç ne kadar büyükse, çekilecek cezanın da o kadar büyük olması gerekir. Tarihin örneğini yazmadığı kurtlar boğuşmasına girip yenik düştük. Kurtlukta düşeni yemek kanundur.”

Neye niyet, neye kısmet…

Hikâyeyi yeniden özetlersek: Kadıköy’de batıcı ve ‘ilerici(!)’ hayat tarzının sembol mekânlarından Bağdat Caddesinde bir kıza tecavüz ediliyor ve olayın haberlere konu olmasından sonra, bu ülkede maalesef binlerce kişinin attığı türden bir mesajı, özel twiter hesabından Şamil’de atıyor ve işin içine kendince biraz mizah katmak isteyip, bir anket açıyor. Buna benzer her hadise sonrası, hemen her gazetenin okuyucu sayfasında binlerce benzerini gördüğümüz ve şahsen A’dan Z’ye yanlış ve sakat olduğuna inandığım üzücü bir yaklaşım… Bir defa, tecavüze uğrayan veya uğradığı iddia edilen birisine karşı böyle alay edici bir üslup kullanılmaz. O kadın kim olursa olsun… Örneği en uç noktadan veriyorum, eğer gecenin üçünde bardan çıkan o kız değil, meselâ orada bir hayat kadını da “fiyatta anlaşamadığı müşterisi” tarafından tecavüze uğrasaydı, şahsım adına bu yine değişmezdi. Tecavüz tecavüzdür ve bir insanı kendi rızası dışında cinsel ilişkiye zorlamanın adıdır. Ne saatin kaç olduğu bu işi tecavüz olmaktan çıkarır, ne de mağdurun kimliği vs. Elbette Şamil’in niyeti tecavüzcüye hak vermek değil, sadece kızın o saatte hangi cesaretle sokağa çıkabildiğini sorgulamak… İşte, en ‘çağdaş’, en ‘ilerici’ dediğiniz yerlerde bunlar oluyor ve bu ülkenin acı gerçeklerinden birisi bu…

O mesaj herhangi bir vatandaş sıfatıyla atılsa, üç beş tepkiden sonra arada kaynayıp gidecek… Ama “serok Obama!”cı güruhtan, emperyalist batı güçlerini bu coğrafyaya müdahaleye davet eden ve “işgal edin bu gerici ve faşist yuvası toprakları; bize batılı değerleri taşıyın, sapkınlıkların özgürce yaşanacağı, sınırsız fuhuş ve porno özgürlüğünü getirin” diye efendilerinin dizinin dibinde ağlayıp sızlayan işbirlikçi, müstemlekeci zihniyetin bir köşesinde kendisine yer edinmeye çalışanİleri Haber adlı sözüm ona “haber” sitesi, Şamil İğde’nin Adımlar dergisi yazarı olduğuna dair bir haber yapıyor ve onun siyasi kimliği üstünden bir saldırıdır başlıyor. Mesele Şamil meselesi olmaktan çıkıp, İslâm’ın sorgulanmasına dönüşüyor.

Ne tevafuktur ki, Şamil İğde ile yeniden yollarımızın kesişmesinin ardında da yine aynı adres var: İleri Haber sitesi… Onu ilk defa 25 Mart 2015’te Adımlar’a yapılan alçak saldırı sonrası şehit düşen Ünsal ağabey vesilesi ile gördüğümü yazmıştım ya… O terör saldırısını başlatan süreç, aynı sitenin “İstanbul’da IŞİD’cilerden İç Savaş Toplantısı” başlıklı provokatif haber ve hedef göstermesiyle başlamıştı. Yazının ekinde ilgili fotoğrafı göreceksiniz.

Adımlar Dergisi idarecilerinin henüz hiçbir şeyden haberi yoktur. Ne mezkûr twit’ten, ne de İleri Haber isimli Türk, İslâm ve vatan düşmanı sitenin haberinden…  Yanlışım yoksa, batıcı hayat tazının bir başka cephesinde duran Cumhuriyet gazetesinden gelen ve “yazarımızı soran” bir telefonla meseleden haberdar oluyorlar. Konu kabaca incelenip, hemen Şamil İğde aranıyor ve o yorumun kendisine ait olduğu bizzat kendisi tarafından doğrulandıktan sonra, bir ân bile tereddüt etmeksizin, mezkûr mesajdaki ifâdenin ADIMLAR Fikir Kültür Siyaset Platformu’nun temel ilkelerine taban tabana zıt olduğu hatırlatılıyor, konunun detaylarıyla soruşturulacağı ve gereği neyse onun yapılacağı bilgisi verilip, adı yazarlar listesinden çıkarılıyor.

Üstüne basarak belirtelim ki, ADIMLAR’ın bu tür hadiseler karşısındaki tavrı net ve keskindir. Olayın sıcağı ile Platform Sözcümüz tarafından kaleme alınan “Kamuoyuna Duyuru”http://www.adimlardergisi.com/kamuoyuna-duyuru-4/  ve yine bir gün sonra kurumsal imzamız ile yayınlanan “YA SİZ”  http://www.adimlardergisi.com/ya-siz/ başlıklı yazı ve açıklamalar Platforma ait net tavrın birer ifâdesidir. Konu incelenmektedir ve sonucu kamuoyuna açıklanacaktır.

Bu işte hayırlı bir taraf arayacaksak, bu ülkenin işgal ve parçalanma plânlarına hizmet eden hain güçler tarafından Adımlar’ın her adımının takip edildiği hakikatinin bizlere de bir kere daha hatırlatılmasıdır. Hangi plânları bozucu bir noktada duruyor olmalıyız ki, yazarlarımızın kişisel twiter hesaplarını bile “bize yem çıkar mı?” diye ormanda gezinen çakal sürüsü gibi didikliyorlar.

Adımlar Dergisi yapması gerekeni yapmış, konuya dair net ve keskin tavrını ortaya koymuştur. Sergilenen tavır, sanırım Kant’a ait şu sözü hatırlatan, örnek alınacak bir duruştur: “Öyle hareket et ki, tutumun benzer şartlar içinde bulunan insanlar için bir kural olsun.

Adımlar’ın bu genel tavrı bir yana, daha sonra ortaya çıkan öyle gelişmeler var ki, başta belirttiğimiz linç kampanyasına ve bunu organize edenlerin nasıl hesaplar peşinde olduğuna dair çok açık işaretler sergilemektedir. Bu sebeple, Şamil İğde’nin mesajının çok yanlış ve hatta -kusura bakmasın- saçma   olduğuna inanan, “kimse eleştirmese bile ben eleştirirdim” diyecek kadar da bu düşüncemin arkasında duran birisi olarak, o yanlış mesajın farklı yerlere çekilip, farklı algılara yol vermesine de göz yumacak değiliz. Bir adam cinayet işlediyse cinayetten yargılanır, gasp zanlısı ile gasptan… Bambaşka şekilde eleştirilmesi gereken bir şeyi, kastı dışında yargılarsan, sende ayrı bir suç işlemiş olursun. İş öyle bir noktaya vardığı için bu yazıyı kaleme almak zorunda kaldığımız bilinsin.

İnsanı asıl yaralayan şey, bir ömür uğrunda bedel ödediği ve canını vermeye hazır olduğu değerler sebebiyle başına gelen felâketler değil, o bedelini ödediğin değerlerin tam tersi birisiymiş gibi anlaşılmak ve yargılanmaktır.

Şamil İğde’nin bağlı olduğu inanç sisteminde ırza geçmenin, tecavüzün hükmü ve cezası bellidir. Hiçbir ilericinin(!) olmasını, uygulanmasını istemeyeceği kadar keskindir. O, twiter hesabından‘tecavüzcüye şer’î hükümler uygulansın’ deseydi, bugün ona hakaret savuranların önemli bir bölümü bu defa tersi bir mantıkla hakarete başlayacak, ‘gerici-yobaz, şeriatçı faşist, bu devirde öyle vahşi ceza olu mu?’ tepkileri havada uçuşacaktı. İslâm’ın tecavüz meselesinde hükmü açık iken, onun mezkûr mesajını bahane ederek apaçık İslâm’a saldıran alçak çevreler, bahsettiği durumda yine İslâm’a saldıracaktı.

1990’lı yıllarının ortalarında Metris Cezaevi’ni bilenler Şamil ve arkadaşlarının tecavüz suçuyla içeri girenlere nasıl davrandığını ve neler yapıldığını iyi bilir. Bizzat canlı şahitlerinden dinlediğim bir hadise: Bir defasında Gaziosmanpaşa’da bir inşaatta küçük bir kıza tecavüz olayı olmuş… Bir ziyaret dönüşü Şamil İğde zanlıyla karşılaşıyor ve tereddütsüz ona saldırıyor. ‘Adam ölmek üzere’ diye gardiyanlar zorlukla ayırmış… Daha sonra mağdur kızın ailesi olayı duyup, kendisine teşekkür ziyaretine geliyor ve Şamil arkadaşımız duygulanıp ağlıyor ve görüşmeyi tamamlayamadan koğuşa geri dönüyor.  Onunla beraber hapis yatanların hatırlattığı bir tablo…

Onun bu tür olaylar konusundaki hassasiyetinin değiştiğini nasıl düşünebiliriz? Her şeyden önce bir Müslüman olarak, İslâmi bir dünya görüşünün toplum hayatına egemen olmasını isteyen birisi olarak, İslâm’ın bu konudaki ceza ve hükümleri ‘ilerici’(!) çevrelere dehşet verecek kadar apaçık ortadayken, bakış açısı nasıl değişebilir?

Şahsım adına onun bir hatası da, sosyal medyanın nasıl bir şey olduğunu kavrayamamak, “zaten mesajımı okuyan herkes, o konuda esasa dair neler düşündüğümü bilir” sanmak olmuştur. İş o noktaya geldi ki, bir anda tecavüzcüye hak verir bir düşünceyle mezkûr mesajı yazmış gibi lanse edildi ve linç kampanyasına muhatap oldu. Esasta olduğunun tam tersiymiş gibi anlaşılmak ve yargılanmak insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden birisidir.

Eminiz ki, o saat oradan geçse ve o hadiseyi görse, o sapığı orada paramparça ederdi. Ama ‘ilerici’ (!) semtin ‘ilerici’(!) insanları çığlıklara rağmen gıkını çıkarmadığı gibi, onun maksadını aşan bir üslupla yazdığı mesajını bahane ederek, siyasi kimliğinin de açık edilmesinden sonra linçe başladı. Amaç Şamil değil. Bu apaçık ortada…  Bu iğrenç fiili işleyen sapık ile Şamil İğde aynı dünya görüşünün insanı değil. Onu linç etmek isteyenlerin inandıklarına inanan birisi… Nitekim basına da yansıdığı üzere, tecavüzcünün PKK sempatizanı olduğu yazılıp çiziliyor. Böyleyken, o fiili işleyen kişiden çok Şamil’in üstüne geliniyorsa, niyet başkadır.

Tecavüzcü PKK sempatizanı…  Şamil’in mesajı üzerinden hedef saptıran İleri Haber ise hem Allahsız İslâm düşmanı ve hem PKK güdümlü ‘ilerici(!)’ ve ‘batıcı’ solun yandaşı…  Tecavüzcünün siyasi kimliği ortaya çıkmasın diye mi başlattılar bu yaygarayı? Böylece hem bugüne kadar on binlerce Müslüman kadının tecavüzüne sebep olan emperyalizmi bölgeye davet edici siyasi çizgilerine leke gelmesini engelleyecek, hem de o hain çizginin karşısındaki belki de tutarlı ve meselenin bam teline dokunan tek gerçek ses olan Adımlar’ı harcayacaklar(!), bunun üzerinden de İslâm’ı tartışmaya açacaklardı. Evdeki hesap çarşıya uymadı.

Tecavüzcünün PKK sempatizanı olduğunun açığa çıkmasından korkmalarına gerek yoktu; zira Adımlar’ın bağlı olduğu siyasi gelenek, düşmanını, ona mensup olan kişilerin şahsi yaşantısı üzerinden vurmaz. Siyaset siyasi terimlerle, ideoloji ise “ideoloji” üzerinden yapılır. Biz size içinizde türlü tecavüzcü, ibne, puşt, pezevenk var diye değil;  vatan haini olduğunuz için düşmanız ve bu toprakların işgal plânlarına alet olduğunuz müddetçe de düşman kalacağız. İşi şahsileştirmek, kişiler üzerinden ‘ideoloji çürütmek(!)’ ancak sizin tevessül edeceğiniz bir ucuzluktur. Şamil’den önce kendi hayat tarzınızı sorgulayın. Bizim inandığımız hayat tarzında kimse böyle bir fiile cesaret edemez, edenin de cezası ‘ağır’ olur.

Nasrettin Hoca’nın meşhur fıkrasını bilirsiniz. Evine hırsız girer. Herkes Hoca’yı suçlar. Niye kapıyı kapatmadın, niye tedbir almadın diye… Hoca onları dinledikten sonra ‘yahu hiç mi hırsızın suçu’ yok der. Şamil bu fıkradaki hırsız değildir arkadaşlar! Sadece mağduru tedbirsizlikle suçlamak gafletinde bulunmuştur. Ama bugün ona saldıranlar da, hırsızdan çok Şamil’i konuşuyorsa, dertlerinin hırsız ve hırsızlık olmadığı anlaşılır.

Bir eve hırsız girdiği vakit kapısını açık unutan mağdura ‘neden kapıyı açık unuttun’ diye sormak, hırsızı ve hırsızlığı meşrulaştırmak değildir. Olaya mizah katmak istemek, evet, onun hatasıdır ve şahsi kanaatim, bu hususta hem mağdurdan, hem başka hesapların peşinde olmadan art niyetsiz tepki gösterenlerden özür dilemesi gerektiğidir. Ama mağdura ‘neden tedbirsiz davrandın’ diye sorduğu için hırsızı bırakıp ona çullananlara da el insaf!

Gökhan YAMANGÜL

Orjinal Haber: http://www.adimlardergisi.com/samil-igde-meselesi-ileri-haber-tecavuzcu-pkk-sempatizani/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>