Salih-Mirzabeyoglu-Damlaya-Damlayadan

(Sanat’a dair) – Salih Mirzabeyoğlu – Damlaya Damlaya’dan

…sanat, yavaş yavaş kuvvetten düşünce, kaplıcalara götürülen bir hasta gibi tabiata çıkarılır. Ne yazık ki tabiat artık ona birşey yapamaz. Bir anlaşmazlık var. Sanatın köye çekilip dinlenmesi ve eğer bitkinlikten sararıp soluyorsa, kırlarda, hayatta, gidip yeni bir canlılık aramasını bazen iyi bulurum. Güzellik hiçbir zaman tabiî bir ürün değildir; o ancak sunî bir baskı ile elde edilir. Sanatla tabiat, yeryüzünde rekabet hâlindedir. Evet, sanat, tabiatı kucaklar, bütün tabiatı kucaklar ve onu kolları arasında sıkar; ama meşhur mısraı kullanarak diyebiliriz ki:

Sanat daima baskının sonucudur. Onu, ne kadar serbestse o kadar yukarılara yükselir sanmak, uçurtmayı havalanmaktan alıkoyan şeyin ip olduğunu sanmaktır. Kanadını rahatsız eden bu hava olmasa daha iyi uçacağını düşünen Kant’ın güvercini, uçmak için kanadını dayayabileceği bu hava mukavemetine muhtaç olduğunu takdir etmemektedir.

Sanat da böyledir, yükselmek için dirence dayanmak zorundadır. Şimdi söylediğim resim için, heykel için, musiki ve şiir için de doğrudur. Sanat ancak hasta devirlerde hürriyeti arar. Kolayca varolmak ister. Kendini her kuvvetli buluşta, düşüş ve engel arar, kalıplarını paramparça etmekten hoşlanır, işte bunun için hayatın en taşkın olduğu devirlerde değil midir ki en heyecanlı dehâlar, en sıkı kalıpların ihtiyacı ile kıvranmışlardır. Bereketli Rönesans zamanında, Shakespeare‘in, Ronsard‘ın, Petrarca‘nın, Michelangelo‘nun soneyi, Dante‘nin üçlü kafiyeyi kullanmaları; Bach‘ın fugure’ü aşırı duyduğu dayanılmaz ihtiyaç hep bundandır. Verilecek daha ne örnekler var! Lirik ilhâmdaki genişleme kuvvetinin onun baskısı ile orantılı olduğuna, yahut da yenilmesi gerek yer çekiminin mimarlığına imkân verdiğine şaşmak mı lâzım?

Büyük sanatçı, güçlüğün coşturduğu, engeli kendisine sıçrama tahtası yapan adamdır. Derler ki, Michelangelo‘yu Musa‘nın ellerine toplu bir hareket vermeğe zorlayan, mermersizlik olmuştur. Sahnede, hep birden kullanılacak ses perdelerinin sayılı oluşudur ki, Eschyle‘i, Kafkas dağlarında zincire vurulan Promethous‘un susuşunu icat etmek zorunda bırakmıştır. Eski Yunanlarda, saza bir tel ekleyen adam şiddetle cezalandırıldı. Sanat baskıdan doğar, döğüşle yaşar, hürlükten ölür.

Andre Gide‘in sanat bahsinde söyledikleri, hemen İslamî estetik idrakının şu temel taşını hatırlatmalı değil mi:

- “Doğrunun olmadığı yerde güzel de yoktur!”

Zorlayan;doğru!…

 

Salih Mirzabeyoğlu
Eser: Damlaya Damlaya / Sayfa 95-96
(Mütefekkir’in, alıntı yaptığımız yazısının başlığı “Sanat’a dair”, bizim tarafımızdan konulmuştur.)

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>