sanatin-kökeninen-dair-gökhan-yamangul-adimlar

Sanatın Kökenine Dair – Gökhan Yamangül

 

19.yüzyılın meþhur İngiliz münekkidi Taine, tenkid ölçüsü olarak “soy,
çevre ve ân” faktörlerini temel alıyor ve edebiyatı “belli bir iklimde, belli
şartlar içinde, belli bir kavmin eseridir” diye tarife yelteniyordu. Şüphesiz
insan, “tesir edici eser” vasfıyla çevresini hem etkileyen, hem de sürekli
uyarı bombardımanına tutulan, değiştirirken değişen, mekâna bağlı,
zaman idrakına sahip bir mahlûktur.

Bunun yanında “zamana sığmayan bir şey var insanda, o da ruh! Çünkü
o zamansızlık âleminin hatıralarını taşıyor.” (Necip Fazıl, Dünya Bir
İnkılâp Bekliyor, 1991, Sh:12)

Sahici bir sanat adamı ruhun bu zaman üstü iştiyakını toprak seviyeli
insan keyfiyetleri arasında en derinlemesine hissedenlerdendir. Demek
ki, bir sanatçıda “soy, çevre ve ân” faktörlerinin ötesinde, onun ferdî
varoluşunda saklı bir kıvılcım, bir enerji mevcuttur. Bir sanat eserinin
şekillenmesinde aslan payının ferdî varoluşa ait olduğunu idrak
eden ünlü estetikçi Benedetto Croce şunları yazar: “Sanat sezgidir,
sezgi bireyliktir, bireylik kendini tekrarlamaz.” (İfade Bilimi ve Genel
Linguistik Olarak Estetik, 1983, Sh:239)

Anlaşılacağı gibi, sanat adamını “soy, çevre ve ân” faktörlerinin pasif
bir yansıtıcısı olarak görmüyoruz biz. Bugün aynı şartları hazırlasalar
başka bir İngiliz’den Shakespeare çıkar mı? Bu cevabı belli sorumuza
“peki ya ân faktörü?” diye itiraz edenlere de, “o çevre ve zamanda niye
başka bir İngiliz Shakespeare olamadı?” diye sormak isteriz. Büyük
Doğu Mimarı’nın bir konferansındaki ifadelerini hatırlıyoruz:
“Ben insancıyım ve şahsiyetçiyim. Bir şahsiyet en kötü yerden
çıkabilir… En iyi yerden de hiçbir şey çıkmayacağı gibi…” (Necip Fazıl,
Hesaplaşma, 1991, Sh:53)

Üstad’ın bu son tesbitinin en büyük şahidi bizzat Kumandan
Mirzabeyoğlu’nun kendisidir. Zaten mizaç olarak “saf fikre” âşina
olmayan bir toplumuz. Bunun üstüne “devrim isimli masal” düşünce
adına ne varsa silip süpürmüş ve “idrakleri iğdiş etmiş”… Bütün
bunlar yetmezmiş gibi, az buçuk biliş ve bildiriş ehliyetinde, “eski harf
kültüründen gelme” üç beş eski toprakta meydan yerinden çekilmiş.
İşte bu yokluk ve hiçlik ortamında beş yüz yıldır beklenen mütefekkir
zuhur ediyor. “Necip Fazıl’la Başbaşa” da Üstad’ın diliyle verilen
hakikat: “Benim devrim nisbeten denge devriydi. Ben nisbeten iyiyi de
gördüm. Ama siz, iki taş arasına sıkıþmış, kaya üstünde çiçek açar gibi
fışkırdınız.”(Necip Fazıl’la Başbaşa, İBDA Yayınları, 2.Basım, Sh:39)
Üstad’ın “siz” diye hitab ettiği “kaya üstünde çiçek açar gibi fışkıran”
kişi, adıyla sanıyla Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’ndan başkası
değildir.

Demek ki, hiçbir fikir ve sanat adamının keyfiyet ve mânâsını “soy,
çevre ve ân” faktörleriyle sınırlandırmaya hakkımız yok. O halde karşı
cephenin de doğruluk payını kabullenebiliriz. Tarihî ve sosyolojik
faktörler sanatçıya malzeme verir, alet seçme imkânı tanır, o
sanatçının zuhurundaki mânâyı anlamamıza yardım eder, şahsiyette
saklı keyfiyetin bürüneceği kalıpların şekillenmesinde rol oynar. Misal
bu ya; Shakespeare, hurafelerin itibarda olduğu bir çevre ve zamanda
değil de, pozitivizmin baş tacı edildiği bir devirde yaşasaydı, her halde
malzemelerini masallardan ziyade aklî ve ilmî verilerden toplar, ama
eserlerinden tüten keyfiyet yine dâhice olurdu.

Marksistlerin de yanıldığı nokta burasıdır. Onlar sanatçı için “ideal”
olanı maddi ihtiyaçların belirlediğini sanmaktadır. M. Kagan’ın dilimize
“Estetik ve Sanat Dersleri” adıyla çevrilen eserinde de bu tezatları
görüyoruz. Bu eser çok zengin bir malzeme ve mevzuunda adeta
baş ucu kitabı olmakla birlikte, o malzemenin “bilimsel maddeci estetik”
adına zoraki yontulması üzücü… Zamanı düz bir çizgi kabul eden bir
ideolojiye sahip olması büyük tezatlara düşmesine sebeb olmuş. O da
sanatçı için “ideal” olanı maddi ihtiyaçların belirlediğini sanıyor. İlk
çağ sanatçıları avcılıkla geçindikleri için geyik resimleri yapıyormuş,
çiftçiliğe başladıktan sonra güneşteki, yağmurdaki estetiği fark
etmişler… vs. Ne ucuz mantık?! Sanayileşme çağı kabul edilen
19. yüzyıl sonunda Knut Hamsun gibi birisinin hala tabiatın
güzelliklerinden bahsetmesi hangi maddeci estetikle açıklanabilir?
“Burjuva hastalığı” deyip geçmek kolay… Üstelik Hamsun açlık
duygusunu en iyi bilenlerin başında gelir ve “Açlık” isimli romanı
mevzuunda eşsiz bir şaheserdir.

Mesela Kagan, estetik bahsini biyolojik bir teoriyle izah etmeye çalışan
Darwincileri çok nefis eleştirmiş. Ama “güzel” hissinin kaynağını sınıf
ve toplum şuuruyla açıklamaya kalkınca, çocukları hayvanların benzeri
sanmak gibi komikliklere düşüyor. “İnsanın kökeni bakımından estetik
algılama yeteneği yokmuş, bu yetenek toplum hayatında oluşurmuş…
vs.” Halbuki söylenmesi gereken şu: “Varlık kendisini oluş içinde idrak
eder.” Toplum, fertte mevcut cevherin açığa çıktığı zemin… Yoksa
“jimnastik yaparak, OLMAYAN organlar geliştirilemez”. Demek ki,
estetik algılama yeteneği, insanoğlunun yaradılışında mümkün olma
özelliğiyle mevcut… Uzun söze ne hacet: Büyük Doğu-İBDA bağlılarının
“Kültür Davamız” hatta “Bütün Fikrin Gerekliliği”nden beri aşina olduğu
bahisler…

Zaten yazar, “bilimsel maddeci teviller” için ne kadar çırpınırsa
çırpınsın, estetiğin “ruha bağlı bir zaruret” oluşunu itiraftan
kaçınamıyor. Çünkü son tecritte “açlık, cinsellik, kazanç hırsı” gibi
duygular da, ruha bağlı bir varoluş isteğinin belirtisi… Yoksa Kagan’ın
bahsettiği “yıldızlı bir gökyüzünün güzelliğinden veya bir ceylanın
kıvrak yürüyüşünden haz duymanın” temelli bir izahı olamaz.
Marksistlerin ideal kabul ettiği ve sanatın kaynağı olarak gösterdiği
unsurlar, bizim için bir malzeme, bir basamaktan ibarettir ve “şuuru
maddeye irca eden” görüşün aksine, ruhçuluğumuzun gereği asıl
kıymeti tüttürülen mânâya, tahassüse biçeriz.

SANATÇI MALZEMESİNİ NEREDEN BULURSA BULSUN;
AMA ESERİ RUHÎ BÝR İHTİYACIN KARŞILIĞI OLSUN.

Gökhan Yamangül

 

ADIMLAR Avrupa Dergisi

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>