tarih-bugun

TARİHTEN GÜNÜMÜZE – A. Bâki AYTEMİZ

Bugün 31 Ekim…

İnternette dolaşırken bulduğum, tarihte bugün başlıklı kısa notlar:

0475 Romulus Augustus Roma İmparatoru ilan edildi.
1517 Martin Luther, Wittenberg’de 95 tezini kilise kapısına asarak Protestanlığı ilan etti.
1831 Takvim-i Vekayi yayına başladı.
1876 Hindistan’da dev kasırga: 200.000 den fazla kişi öldü.
1892 Sir Arthur Conan Doyle, Sherlock Holmes’un maceralarını yayınlamaya başladı.
1919 Sütçü İmam, Kahramanmaraş’ta Fransız işgalcilere ilk kurşunu attı.
1922 Benito Mussolini İtalya Başbakanı oldu.
1951 Yaya geçidi çizgileri ilk kez İngiltere’nin Berkshire kentinde kullanılmaya başlandı.
1952 ABD, ilk hidrojen bombası denemesini orta Pasifik’te Marshall adalarında yaptı.
1954 Cezayir Milli Kurtuluş Cephesi Fransızlara karşı Bağımsızlık Savaşı’nı başlattı.
1963 Askeri Yargıtay, Talat Aydemir, Fethi Gürcan, Osman Deniz ve Erol Dinçer’in idamını onayladı.
1984 Hindistan Başbakanı İndira Gandhi’yi Sih muhafızı öldürdü.
1992 Vatikan, dünyanın güneşin çevresinde döndüğünü söyleyen Galileo’nun haklılığını teslim etti.

Bunlardan bir tanesi, hatta iki tanesi beni yakından ilgilendiren şeyler. Yani şahsî olarak da alâkam olan şeyler…

Birincisi, Maraşlı olmam hasebiyle, Sütçü İmam’ın sıkmış olduğu kurşun.

İkincisi ise Cezayir’de başlayan bağımsızlık savaşı…

Sütçü İmam hâdisesi neredeyse herkesin malûmu… Yalnız hadisenin pek bilinmeyen yönlerinden birisi, Fransız askerleri hamamdan çıkan kadınların peçelerini açmak istediklerinde ilk müdahale edenlerin Çakmakçı Said ve Gaffar Osman oldukları… Bu müdahale neticesi Çakmakçı Said ve Gaffar Osman Fransızlarca vurulur ve Çakmakçı Said aldığı yara neticesi şehid olur. Sütçü İmam, onların vurulması üzerine “silahile” müdahale eder ve Fransız askerlerini vurur. O vurduğu askerlerden biri de ertesi gün ölümü tadar. Sonrasında Sütçü İmam Bertiz yaylasına kaçar ve orada saklanır, direnişin cephe gerisinde lojistik destek sağlamaya çalışır. Maraş’da bu hadise üzerine yapılan anıt çeşme üzerinde, “Sütçü İmam Türk namusunu silahile korudu!” yazmaktaydı.

Şehid Çakmakçı Said’e gelince…

Bizim ev, onun adının verildiği sokaktaydı. Yörükselim (Beyazıtlı) mahallesinde… Çakmakçı Yokuşunun başladığı köşede Çakmakçıların evi vardı. Şimdi o evin yerine birkaç katlı bir apartman dikildi.

Çocukken merak ederdim, “çakmakçı” ne demektir diye? Sonradan öğrendim ki “çakmakçı” diye, eskiden tüfek ve tabancaların çakmağını yapan veya tamir edene denirmiş.

İşte Çakmakçı Sait de, aileden çakmakçı olduğu hâlde, düşmana karşı silâhsız olmanın bedelini ödüyor bir yerde.

“Sütçü İmam silahile korudu” ibaresi ise bana Ünsal’ın, “silahlanmış” demek olduğunu hatırlatır.

Bunun tedaisi de Allah Resûlü’nün “Silâhlı Peygamber” olduğu…

Gelelim Cezayir’in bağımsızlık savaşına ki; savaş, adı üstünde silâhlı bir mücadele.

Ama o kadar geriye gitmeyeceğiz, 92 senesine gideceğiz.

91 senesinde Cezayir’de demokratik seçimler oldu ve İslâmî Selamet Cephesi (FIS) Cezayir’de seçimleri kazandı. Buna rağmen Cephe’nin iktidara gelmesinin önü kesildi ve darbe yapıldı. Bu müdahaleye karşı da FİS silâha sarılmak durumunda kaldı.

Orada bu süreç yaşanırken, Türkiye’deki iktidarlar bu olaylara seyirci kalmaktaydı. Demokrasi palavrası apaçık ortaya çıkmıştı. Biz de Maraş İbdacıları olarak, Türkiye’deki iktidarın bu hadiselere sessiz kalmasına karşı 14 Şubat 1992 tarihinde bir Cuma gösterisi ve hükümetin durumunu protesto etmek maksadıyla da bir imza kampanyası başlatmış olduk. Sonradan öğrendik ki, o gün bütün Türkiye genelinde bu türden protestolar yaşanmış. Bizimkisi, büyük protestoların yanında küçük bir katkıydı ve Tilki Günlüğü’nün 14 Şubat bölümünün başlığı da “GÖK BAYRAK ÇEKİLİYOR”… Kumandan, Cezayir’le ilgili yapılan gösterilere de değinir…

Maraş Ulu Cami ve Arasa Camiînde yaptığımız Cuma gösterisi akabinde, Ulu Camiînde üç kişi gözaltına alındık ve bu gayet demokratik protesto gösterimizden dolayı, siyasî mücadelemizde ilk hapis cezasını Cezayir’e verdiğimiz bu destek gösterisi vesilesiyle almış olduk. Türkiye’de şartlar da bizi yer altı mücadelesine doğru zorluyordu. Yeraltına geçişte biz şartların zorlamasıyla buna mecbur kalırken, İstanbul’da başını Ali Osman Zor’un çektiği ekip (İKK-İslâmcı Kısas Kıtaları) bu yolda bir zorlamaya gerek kalmadan kendi iradeleri ile yer altı mücadelesine başlamışlar ve onların vermiş olduğu mücadele ise bizde olduğu gibi bütün İBDA Cephelerine örnek teşkil etmekteydi. Yolu onlar açıyor,  bizler, tüm Türkiye’deki İbdacılar da onlardan aldığımız cesaretle yola koyuluyorduk.

Türkiye iktidarları ise,  darbecilerle, katillerle işbirliği yapıyordu. Onların da arkasında her zaman olduğu gibi yine Amerika ve Haçlı barbar Batı teröristleri vardı.

Tutuklanmalarından önceki son konuşmalarında İslami Selamet Cephesi’nin iki lideri, Abbas Medeni ve Ali Belhac, barışçıl siyaset ve silahlı ayaklanma arasında tercihlerinin nasıl şekillendiğini anlatıyorlar. Söz konusu konuşmada Abbas Medeni, parti yöneticileri olarak sorumluluğu tamamen üzerlerine aldıklarını ifade ederken Ali Belhac’ın konuşması ise İslami Selamet Cephesi’nin izleyeceği politika adına çok şeyi özetliyor.

“Siyaset için savaşın farz kılındığını” ifade eden Belhac, devlet yönetiminin FİS’i silah kullandıkları için suçladığını söylerken, kendilerinin kullanmaktan çekinmediğini söylüyor; ikiyüzlü politikaya dikkat çekiyor.

A. Bâki AYTEMİZ

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/tarihten-gunumuze/

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>