tilki-gunlugunun-izinde-1-haziran-yuruyen-mujde-eli

TİLKİ GÜNLÜĞÜ”NÜN İZİNDE: 1 HAZİRAN YÜRÜYEN MÜJDE ELİ – Faik Işık

“TİLKİ GÜNLÜĞÜ”NÜN İZİNDE: 1 HAZİRAN

YÜRÜYEN MÜJDE ELİ

Dünya çapında bir mütefekkir ve onun sunduğu reçetenin insanlığa ulaşabilmesi için de önce kendi ülkesinden başlayarak gündeme gelmesi gerekmez mi?

İşte, Kumandan Mirzabeyoğlu’nun, “Necip Fazıl’la Başbaşa” adlı eseri hakkında Sayın Tuğrul Çelik’in yazdıkları da bu süreçte bir dönüm noktası olarak tarihteki yerini alacaktır.

Kumandan Mirzabeyoğlu’nun “Mutlak Fikrin Gerekliliği” şeklinde özelleştirilmiş bir temel oluş prensibi olarak sunmuş olduğu reçeteye nazaran, insanoğlu da aradığının, araması gerekenin bu olduğunu er ya da geç elbette fark edecek… Bir taraftan Sayın Çelik’in yazdıkları, diğer taraftan da Carlos vesilesiyle gittikçe bereketlendiğine şahit olduğumuz ve İbda’nın Rusya cephesi şeklinde bir oluşuma gebe gördüğümüz gelişmeler…

Haziran ayında gelen berekete dair Tilki Günlüğü’nde, “Düşvârî: 1 Haziran 1990” başlıklı bölümden:

“Gölge” dergisinin 7. Sayısı: 1976… “Akıncı Güç”ün 2. Sayısı: 1979… “Mutlak Fikir, Estetiği ve Sinema” dergisinin 3. Sayısı: 1977… “Tavır”ın 2. Sayısı: 1986… “Genç Adam”ın 2. Sayısı: 1990… “Karar”ın 2. Sayısı: 1988… (Salih Mirzabeyoğlu, TG, c: 5, s: 474)

Aksiyonla başlayan bir ay…

Oradan geçiyoruz “İmân Yumruğu” başlıklı “Vâridât”a… (s: 477)

Bir arkadaş şahit olduğu bir tabloyu aktarmıştı: Kumandan Metris’te “yumruk” mevzuunu bir gönüldaşa izah ederken, “Fikir yumruğu” derken, bahsettiği yumruğun mecazi olmadığını anlatmak için o gönüldaşın omzuna yumrukla vurup, “basbayağı yumruk” demekteymiş. Hani şu kavgada, karşımızdakinin ağzını burnunu dağıtmak için savurduğumuz yumruk.

İşte, fikir, sanat, edebiyat vs. derken, basbayağı yumruk atamayacaksan, bunları, basbayağı yumrukla, aksiyonla birlikte mezcederek örgütleştiremeyeceksen, kıymeti kendi kendinden ibaret şeyler olarak kalmaya mahkûmdur.

Yumruk atabilmek bir tecrübe işi ki –malûm–, “tecrübe faydayla birlikte ayrı bir ilimdir” ve kavga da öz ilminin müntehasında bir sanattır.

Fikri, fikrin emri altına girmesi gereken bu basbayağı yumruk da dâhil olmak üzere, bütün insani iş ve verim şubelerinde örgütleyemeyenler, o dar kalıplar içerisinde fikri pörsütmekten başka bir neticeye yol açamazlar. Kumandan’ın tesbit ettiği dava: Aksiyona dönüşmeyen fikir pörsür.

Fikri pörsütmemek, kokutmamak, yürüyen hale getirmek ancak aksiyonla mümkün… Gençlik de bu aksiyonun taşıyıcısı elbette.

Bu Vâridât bölümünde, Üstad Necip Fazıl’dan bir iktibas:

“Yumruğa gelince, ona HAYRANIM; ve bütün Müslümanlara, hangi iş üstündeyseler, yumruk olmasa bile aynı imân elini vazifelendirmelerinden başka öğüt tanımamaktayım..” (s: 479)

Herkes yumruk atacak değil elbette, ama o mânâ üzerinde olacak.

Şartların kendisini dayattığı bir konjonktürel dilimde, iş daha çok “iç aksiyon-iç oluş” şeklinde tecelliyi icbar etse de, süreç, bu iç oluşun dışa aksedeceği dönemin kapılarının da açılmaya başladığını da ihtar ediyor.

Bu şartlar içinde, bu gün böylesin ya yarın nasıl olacaksın? Yarına dair hazırlıkların neler?

Hazırlık, tecrübe ile elde ettiğin ilmin neticesi.

Hayatında böyle bir tecrübenin içinde bulunmamış olanların veya bu tecrübe ehline yan gözle bakanların, dün olduğu gibi bu gün de bu yürüyüşte çok gerilerde kalacağı da bedahet.

Mesele, neyi nasıl yapacağını biliyor olmada.

Örgütlenme, farklı istidatların bir bütüne hizmet etmek üzere organize olması demek. Nizam demek, disiplin demek, zamanî hakikatin gereğini yerine getirebilmek, dolayısıyla da hürriyet demek.

Zaman, İslâm ihtilâl ve inkılâbı yolunda örgütlenmeyi, örgütlü mücadele içinde disipline girmeyi, bu çerçevede hazırlanmayı gerektirirken, bu işlerin dışında malayani işlerle  uğraşarak İslâm temelli bir mücadele verilemez. Zamanın gereğini yerine getiremeyen, zaman dışına düşmüş mahlûktur, zamanı kokutan mahlûktur. Zamanın gereği olan iş ölçüsüne göre davranamayan, “nizam” ifade etmeyen yani,  örgütlenmeye giremeyen, disipline olamayan…

Bizde malûm ölçü, iki kişi bir yola çıktığında, biri diğerine imam olacak. Disiplin olacak yani. Öyle, başıboşluk yok bizde. Yol yürümek ancak böyle mümkün. Her müsbet oluşun başında bu ölçüye riayet var. Tabi, biri diğerine imam-lider olacak dendiği zaman, orada emaneti ehline vermeye dair bir mesele de doğuyor hemen.

İşte, cins atlar, hemencecik başını o disiplin yularına teslim edenlerdir. Örgütlenmeden kaçan, sahte örgütlenmelerle gerçeğini perdelemeye çalışan değil.

Yukarıda dergi adı olarak sayılanların her biri, farklı zamanlarda ortaya konulmuş farklı örgütlenme teşebbüslerini de ifade eder aynı zamanda; örgüt ifadedir ne de olsa. Mazrufa nazaran da zarf…

Her organizasyon bir örgüttür; gayesi, muhtevasını da belirler.

Bizim gayemiz belli: İslâm İhtilâl ve İnkılâbı.

Örgütümüz de bu gayeyi gerçekleştirebilmenin madde ve mânâ şartlarına uygun olmak zorunda o zaman; STK’larla karıştırılmamalı. Yumruğu da örgütleyebilmeliyiz yani…

Meselenin özü burada düğümlü…

İşte iştikak alakası: “Muşta: Yumruk… Muştu: Müjde…” (s: 479)

Faik Işık

ADIMLAR

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/tilki-gunlugunun-izinde-1-haziran-yuruyen-mujde-eli/

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>