tilki-gunlugunun-izinde-11-subat-cocukta-toplu-gercek

“Tilki Günlüğü”nün İzinde: 11 ŞUBAT / “ÇOCUKTA TOPLU GERÇEK” – Faik IŞIK

Tilki Günlüğü’nde bugüne gelmeden önce dünden devam edelim…

Deccal’in bu dünyaya bakan gözünün sağlam, öbür dünyaya bakan diğerinin ayıplı olması…

Tedaisi: Reelpolitik…

“Faiz bir dünya gerçeğidir!” diyerek, insanları fazilete göre yaşamanın hakikatini temsil eden rejime göre değil de, kapitalizm dinine göre yaşam sürmeye mecbur addetme…

Faiz bir dünya gerçeğidir!” diyerek dayatılan reel şartları öne alanla, “bin yıl önceki Arab yavelerine göre mi idare edileceğiz!” diyen arasında “küfür” bakımından bir fark yok. Tehlike noktasından ise, ikincinin yıkıcılığı, ilki yanında çok daha hafiftir. Efendi Hazretleri’nin de işaret buyurduğu üzere, içten yıkıcılık, dıştan saldırıdan daha tehlikelidir ki, “dini içten yıkan kâfir!” hükmü ile damgalanmışlardır.

İşte, bir başka gerçekçiye dair bir tablo:

“Düşvârî: 11 Şubat 1990

(…) ANAP’ın güya İslamcı, Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler, “Şeriatçı parti kurulmamalı!” fikrini beyan buyurdu…” (Tilki Günlüğü, c. 3, sh. 535)

Keçeciler’in, meselenin istismar edileceği korkusu ile değil de, gerçekçilik bakımından konuştuğunu söylemeye gerek yok. İşte bu kafa ile, “Arab’ın bin yıl önceki yaveleri” diyen kafa birbirine ters gözükse de aslında aynıdır. Keçeciler şeriata karşı değil ama, o, bin yıl öncekileri bu zaman gerçekleriyle örtüşmez görenle aynı zihniyette olarak, gerçekçiliğinden olmaz diyor.

“Mutlak Fikir”in bütün zaman ve mekâna ölçü olucu hakikati bir yana, işin pratik cephesini gözeterek soralım: Olması için gerek?

Gerçeklerin değişmesi…

O zaman, o gerçekleri değiştirmek adına ne teklif ediyor ve ne yapıyorsun? Bunu söylemeden, bunu ortaya koymadan “olmaz” demek, kavga kaçkınlığının adıdır. Hattâ mesele sadece basit bir korkaklık ve kaçkınlık davasından çok daha ötedir.

İşin, “mürtedlik” çapındaki bu “öte” kısmını da Mirzabeyoğlu’nun “Büyük Muztaribler” adlı eserinden takip edebilirsiniz: Cilt 2, sayfa 210, 211, 212…

Şimdi, tekrar 11 Şubat’a, “Çocukta Toplu Gerçek”e avdet edebiliriz:

“Vâridât: Derviş Muhammed

(…)

Ölçü meâli: “Allah’ın eli topluluk üzerindedir”… Allah’ın eli, fertte toplu topluluk hakikatinin mihrak şahsiyeti olan, Resulü’nün üzerindedir… “O değil, O’ndan; bu yüzdendir ki O” hikmetinin nisbeti dairesinde de, derece derece insanlık!..” (Tilki Günlüğü, c. 3, sh. 539, 540)

(Burada da, yine Kumandan Mirzabeyoğlu’nun, “Üç Işık” adlı eserinde yayınlanan, “Cemaat ve Aksiyon” adlı konferansı aklımıza geliyor.)

İnsan toplu olarak yaşayan bir varlık. İnsan topluluğunu hayvan sürüsünden ayıran özellik, zamanî oluşu. Ve insan topluluklarının kendi arasındaki derecelenmesi de bu zamanî gayeliliğe göre ele alınması gereken.

“Topluluk” olmanın dünya plânındaki ideal zirvesi de Allah Resûlü’nün Sahabîlerinde tecellî eder; Salih Mirzabeyoğlu’nun bir başka eserinin adı da “Sahabîlerin Rolü ve Mânâsı”dır…

Topluluk olmak, cemaat olmak, zamanî keyfiyeti haiz… Zamanımız, İslâm ihtilâl ve inkılâbının zamanı olduğuna göre ve zamanın mekânda tecelli edişine nisbetle, o zamanîliğin görüntüsü, “İhtilâlci mücadele”, “ihtilâlci örgütlenme”dir…

Bu gün müslümanlara sarî ayrılık illetinin çözüm ipuçları da burada. Birlik, zamanî keyfiyete, zaman ölçüsüne mebnî olmalı ki birlik olsun. Yoksa, futbol maçı için toplananlar da bir kalabalık teşkil ediyor. Zamanî keyfiyete uygunluk, nizâm demek… Yani “nizâm”, işte, şu masanın üstündeki eşya düzeninden çok öte. “Nizâm”, topluluğun hem iç düzeni, hem de topluluğa vücut veren zamanî keyfiyete uygunluk mânâsına… Nizâmsızlık en büyük suç; zamanın dışına düşmüş olmak veya topluluğun varlığının devamını sağlayan iç düzeni bozmuş olmak. Ruhî pörsüme, maddede tecellî ediyor; zaman mekânda tecellî ediyor. Ruhî ışıldama da…

İşte, en büyük suç, zaman dışına düşmek, zamanı kokutmak, “kaba softa – ham yobaz” olmak; yaranın kabuk tutuyor oluşu ihtilâlci mücadeleden uzaklaşmakla tecellî eder. Sûretler olmadan, mânâlar tecellî etmez. “Güzel”in görünebilmesi için gerekli form gibi, aksiyonun ifâdecisi ihtilâlci örgüt, “doğru”nun ifâdesidir, “güzel”dir. “Allah güzeldir, güzeli sever!”… Kumandan Mirzabeyoğlu, “Hukuk Edebiyatı” adlı eserinin Takdim’inde, “İslâm, baştan başa nizâm demektir!..” der. İslâm “örgüt” demektir; “iki kişi yola çıksa, biri diğerine imam-lider olsun!” der. İslâm, başıboşluğun her türünü reddeder. “Emaneti ehline veriniz!” denilerek de, pratik düzenin nasıl kurulacağının ölçüsü verilmiştir.

Bütün bunlar, aynı zamanda güzel ve güzeliğe dair; bir kere daha belirtmiş olalım.

“Güzel için yaşamıyor muyuz zaten?”

Bir ân içime, o güzelliği kendi nefs aynasında hiddet ve şiddet ifâdesiyle yansıtan şehîdimiz Ünsal Zor doğdu. O’nun ağzında güzelleşen tabirlerle bir daha anmak gerekti gerçekçileri ve ihtilâlci mücadelen kopan zaman dışı mahlûkları…

İnsan, dışa yöneldiğinde içiyle yüzleşmek, içe yöneldiğinde de dışıyla hesaplaşmak mecburiyetinde kalıyor. “Çocuk”, bütün bu meselelerin merkezindeki mânâ remzi. Evet, “Çocukta Toplu Gerçek”… Öbür gerçekler ve gerçekçiler, kötü, yanlış ve çirkin’in temsilcileri; bu mânânın, “Çocuk” sırrının düşmanları, imha hedefimiz!

Faik IŞIK

Orjinal Haber: http://www.adimlardergisi.com/tilki-gunlugunun-izinde-11-subat-cocukta-toplu-gercek/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>