tilki-gunlugu-13-nisan-ormanda-casus-eli

TİLKİ GÜNLÜĞÜ’NÜN İZİNDE: 13 NİSAN – “ORMANDA CASUS ELİ” – Faik IŞIK

Dün, gençlerle sohbet ederken, Kumandan’ın bir yobaz olarak tanıtılmasından şikâyetle, İBDA Diyalektiği’nin temel ölçülerden birinin “Dışa Bakış” olduğunu hatırlatıyor ve Kumandan’ın çok geniş bir yelpazeden tanışlarının olduğuna THKP-C Acilciler çevresinden Hilâl Orkun’u misâl veriyorum. Hani şu liderliğini Mihraç Ural’ın yaptığı örgütün İstanbul sorumlusu olarak adı geçen hanım. Sohbet arasında Kumandan’ın Tekel’de çalışmış olması da gündeme geliyor.

Derken, bugün Tilki Günlüğü’nü karıştırırken, Tilki Günlüğü’nün dünkü bölümüne de bakıyorum ki “Levha”larda Hilâl Orkun ve “Tekel” mevzularının da geçiyor olmasının tevafuku ile, “bârî Tilki Günlüğü’nde 13 Nisan”ı yazayım diyorum…

“Levha: 13 Nisan 1988

Sinema salonu… Bir köşede lisedeki Nesrin Atabey, Saadet Topal Emine ve birileri, okul önlüklü hâlleriyle oturuyorlar… Maviye Hanım yanlarında yok… Sonra, ona benzeyen sarışın bir kız geçiyor ama, bacakları kalın değil… Sonra, ona benzeyen, ama suratı kaba ve sarışın olmayan bir kadın… Sonra Hilâl Orkun!..” (TG/4-534)

“Vâridât: Emin Emine

Topal Emine… Lise son sınıfta beraber olduğumuz talebelerden, akranlarının aksine, Anadolu kokusundan tiksinmeyen ve köy ve kasaba hayatının sukûnetini hr türlü şehir alâyişine tercih eden, temiz bir insan… Arkadaşlarının bu toprak adına ne varsa nefret ettiği ve özenti Batı gençliği zümresinden olarak zamane moda müzik listelerini ezberleme hünerine düştüğü bir iklimde o, bir sazla elektro gitar arasındaki fark kadar onlardan uzaktır… Kendisi okulu bitirirken nişanlısı da askerden dönecek ve evlenecekler… Mümkün olsa Doğu vilâyetine bağlı köylerden birinde öğretmenlik yapmak ister… İsterdi!..

Sene 1972… 12 Mart’tan birkaç ay sonra… Liseyi bitirmemizin üstünden 3-4 sene geçmiş… Eskişehir’de Köprübaşı’nda karşılaşıyoruz… Şaşkınlık içinde… Ama şaşkınlığı şu kadar zaman sonra bir tanıdığa rastlamaktan dolayı değil de, benim polis tarafından yakalanmamış olmamdan dolayı!..

Milli Nizam Partisi zamanı… Günaydın gazetesinde, Resûlullah Efendimizin hayatı çizgi roman şeklinde ve şehvet gıcıklayıcı sosyal hayat sahneleriyle veriliyor… Tüller içinde göğsü göbeği açık kadınlar… Her biri bir andavallı ve iptidaî insan tipinde sahabiler… Neler neler!..

Kalben buğz eden, tümen tümen… Gerçi müşahhas bir şahsı işaretleyip de “sen bir sahtekârsın!” diyemesek de, umumî bir ifâde hâlinde, kan pompalamaya yarayan ve mânâsını kaybetmiş bir âlet durumuna düşmüş kalblerde “Allah için buğz” diye bir ölçüye yer olmadığını da söyleyebiliriz… Her zaman sadece nefsini kurtarmayı ve rizikodan kaçınmayı benimsemiş bir ahlâk, yani ahlâksızlık sahibinde, ne aşk vardır, ne imân öfkesi ve tezahürü, ne de merhamet!..

Ne yapmalı?.. Benim teklifim, Günaydın gazetesinin Anadolu’ya dağıtım yapan kamyonlarından birini, ihtar olsun diye yakmak… Yakalım, yakmayalım tartışması yanında, bu işi becermek için bize lâzım olan bir arabayı nasıl bulalım?..

Aradan şu kadar mevsim geçtikten sonra, Emine ile karşılaşıyoruz… Bilecik Emniyet Müdürlüğü’nde sekreter olmuş… Bir gün Eskişehir Emniyeti’nden gelen bir haber:

— “Salih İzzet Erdiş ile İhsan Toköz, İstanbul-Eskişehir arasında Günaydın gazetesinin kamyonunu yakacaktır; tertibat alınması ve bu şahısların suçüstü yapılarak yakalanması için gerekenin yapılması!”

Mesele anlaşıldı!.. Bu iş dedektif gazetecilik oynayan Sinan’dan çıkmıştı… Sinan’a kızmak şöyle dursun, sebep olduğu telâşe bakımından epey eğlenmiştim bile!..

Ve “Emin”lerin hikâyesi… 1992 Nisan’ının bugünü… İBDA-C savaşçılarından bir demetin, polisin “İslâmcı mücadeleyle savaş” şubesiyle köşe kapmaca oyunu:

İsmi İbdacılar arasında “At Hırsızı” diye geçen esrarkeş başlarında olmak üzere, polisler, Taraf dergisi Genel Yayın Müdürü Ali Osman Zor’un babasının evini basıyorlar ve oradan suç aletlerini alıyorlar:

— “Tilki Günlüğü, İşkence ve Damlaya Damlaya Göl Oldu isimli eserler…”

Eserlerimi aldıktan sonra, Ali Osman’ın kayınpederinin evine gidiyorlar ve orada da aynı muamelelerde bulunuyorlar ve kusuyorlar:

— “Ali Osman’a devleti yıktırmayacağız, onu da vuracağız!”

Ümmet (Himmet) Meğer ve Mustafa Gün isimli arkadaşlarımızın evi de basılıyor… Ümmet Meğer’in ailesine de baskı yapıp tehditler yağdırdıktan sonra, yargısı infaz için geldiklerini beyanla, “onu görür görmez vuracağız!” diyorlar… Ümmet Meğer’in babasının ve amcalarının oturduğu 3 katlı apartman didik didik aranıyor, bana ait fotoğraflar ve kitaplar su âleti (!) olarak müsadere ediliyor… Ardından, babasını da şubeye götürüyorlar; ve torunundan sonra oğlunun da ölüm fermanının verildiği korkusuyla Ümmet Meğer’in babaannesine felç geliyor.

İBDA-C Rrefref’in kurucularından Mehmet Şahin’in kardeşi olduğunu sandığım Cemil Şahin, okumakta olduğu Akşam Lisesinden kapılıyor. Ender Toz ve Kemâl Şişman isimli arkadaşlarımızın iş yerleri basılıyor. Yine hiç alâkasız şekilde, Kemâl Şişman’ın kardeşini Şube’ye götürüyorlar… Ve alâkalı alâkasız, keyfi şekilde Çarşamba semtindeki bir sürü ev basılarak, “ne var, ne yok” operasyonu sürüyor, ibdacı isimler soruluyor. Taraf Dergisi’ni çıkaranlardan İbrahim Kapucu, babasının evinden sonra, teyzesinin, amcasının, dayısının evleri basılarak aranıyor. Ardından, Denizli’de doktor olan ağabeyini muayenehâneden karakola götürerek orada tehdit ediyorlar. Ve İbrahim Kapucu’yu aradıkları her evde, “hakkında vur emri var, vuracağız!” beyanında bulunuyorlar. Hani şu “silâhlı çatışmada vuruldu deyiverirsin biter!” hikâyesi.” (TG/4-538, 539, 540, 541)

Kumandan’ın bahsetmiş olduğu operasyon, 10 Nisan 1992 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen “Aydınlık Savaşçıları” gecesi öncesi başlamıştı. Gönüldaşlar, ehli bidat unsurlarla bir kavga, çatışma yaşanabilir tedbirine binaen 30-40 kişilik bir grup hâlinde Fatih’te afişleme yaparken, önce birkaç el silâh sesi duyuyorlar. Bu sese aldırış etmeden afişlemenin de bitmiş olmasından mütevellit, tedbir olarak iki sıra hâlinde ve duvar diplerinden yürüyüşe devam ederek karargâh olan KİP Lokaline doğru dönerlerken,  polisin saldırısına maruz kalıyorlar. Polis, Fatih Camiî’nde gelip, Çarşamba Karakolunun oradan kıvrılarak Karagümrük’e çıkmak üzere yürüyen gruba, Çarşamba Karakolu biraz geçildikten sonra saldırı gerçekleştirip, orada bazı gönüldaşları gözaltına alıyor. Geri kalanlar KİP Lokaline dönüyor. Gözaltına alınanlar arasında ertesi gün yapılacak programda görevli olanlar da vardır ve onların yerine yeni arkadaşlar hazırlanıyor.

İlk anda gözaltına alınanlar arasında “avcı-koruyucu” timinden kimse bulunmuyor.

Önce havaya ateş açılmış ve bu açılan ateşten çok kısa bir müddet sonra afişleme yapan gönüldaşlara gözaltı saldırısı gerçekleşmiştir. Havaya atılan birkaç el mermiye karşılık böylesi kalabalık bir gruba polisin bu kadar kısa sürede müdahale edecek sayıda personelle hazır olmasının mümkün olmamasına nisbetle, anlaşılıyor ki, havaya açılan ateş ve ardından yapılan gözaltı tamamen plânlı ve 10 Nisan gecesini yaptırmamaya yönelik bir polis komplosudur.

Ama hesaplar bozulmuş ve 10 Nisan gecesi muhteşem bir gövde gösterisine dönüşerek gerçekleşmiştir. Hatta polisin aradığı, yukarıdaki satırlarda Kumandan’ın daha sonraki günlerde evlerinin basıldığını aktardığı gönüldaşlar, gecede hazır bulunmuş olmalarına mukabil, polis orada bir şey yapmaya, müdahale etmeye cesaret edememiş ve “Aydınlık Savaşçıları” gecesi, mücadele tarihimizdeki yerini almıştır.

Faik IŞIK

http://www.adimlardergisi.com/tilki-gunlugunun-izinde-13-nisan-ormanda-casus-eli/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>