turkiye-deki-somuru-sistemi-din-ayagi

TÜRKİYE’DEKİ SÖMÜRÜ SİSTEMİNİN DİN AYAĞI – Hüseyin Göktürk TURAN

Ülkede son 20 yıldır kendilerini muhafazakâr ve İslâmcı olarak tanımlayan bir iktidar var… Biliyoruz ki bir iktidar 3 temel üzerine oturur: Güç, sermaye ve din, yani inanç sistemi, ideoloji… Şimdiki iktidar geçen 20 yıl içinde BOP çerçevesinde yavaş yavaş güç ve sermaye sahibi oldu.

İslâm dininin en büyük özelliği, hatta olmazsa olmazı ise sömürüye karşı çıkmasıdır; İslâmî ideolojinin içtimâî plândaki temel argümanı budur.

F. Fanon şöyle der: “Sömürgelerdeki kilise, (…) sömürge halkını Tanrı yoluna değil; beyaz adamın yoluna, efendinin yoluna, ezenin yoluna çağırır.”

Bunu şöyle de ifade edebileceğimizi düşünüyorum:

Sömürü düzenlerinde dinî yapılar, istismar edilen halkı muktedirin yoluna çağırır.

Şimdi bu düzlemden olaya bakınca diğer tahrif edilmiş dinler ile İslâm’ın hak, hukuk, sömürü anlayışı sanki aynıymış gibi kimseden ses çıkmıyor. Özellikle bu günkü diyanet ve hocalar kendilerini iktidarla özleştirirken, Ehli Sünnet anlayışının sömürü düzenlerine karşı hiç bir itirazı yokmuş gibi seslerini çıkarmaması, toplumda Ehli Sünnet itikadının Hıristiyanvarî bir şekilde, sadece şahsî ibadetten ibaretmiş gibi yanlışların en yanlışı bir şekilde algılanmasına yol açıyor.

Bu iktidarın en büyük ihaneti din’e yaptığı ihanettir…

Türkiye’de Diyanet’in durumu ilk günden itibaren tartışmalıydı.

Üstad Necip Fazıl, Diyanet hakkında, ihanet, hıyanet gibi çeşitli yakıştırmalar yapmıştı…

Hatta zamanında Diyanet Reisliği yapmış Elmalılı ve Ömer Nasuhî gibilerini –onlardaki din samimiyetine istinaden– sigaya çekmişliği, “siz bu makamı nasıl kabul edersiniz?” diye hesap sormuşluğu da vardır.

Onlardan aldığı cevapsa, “biz bu makamı daha kötü işler, facialar işlenmesin diye kabul etmek zorunda kaldık” şeklinde olmuştur. Ondan sonrakiler bu şuurdan da yoksun bedbahtlar.

Bir İmam Âzam’ı düşünün; onun karşı koyduğu iktidar sahipleri, şahsî olarak şimdikilerden çok daha Müslüman görünümlü olmalarına, sosyal yapı itibariyle de o devrin bu devirden kat be kat üstün olmasına mukabil, zulme asla boyun eğmedi ve Kumandan Mirzabeyoğlu’nun, “zalim olmaktansa mazlum olmayı tercih ederim” diyerek formüle ettiği hâlin pırıldatıcısı olmuştu.

Şunu görüyoruz: İslâma Muhatap Anlayış olmadan din olmuyor, Ehl-i Sünnet olmuyor.

İslâma Muhatap Anlayış nisbeti dışındaki İslâmiyet ve Ehl-i Sünnet, en saf ve iyi niyetli olanlar da dâhil, istikamet tutturmaktan uzak, nisbeti de söyleyenin kendisi olan, İslâm kisvesinde ayrı bir din tasavvurundan öteye geçmeyecek şeyler. Şeriata kuru akılla katılacak bir toz zerresi, o şeyi şeriat olmaktan çıkartır.

Bu nisbetsizlik içerisinde de herkes ve her şey kendine yer bulma iddiasını dile getirebiliyor.

Hüseyin Göktürk TURAN

http://www.adimlardergisi.com/turkiyedeki-somuru-sisteminin-din-ayagi/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>