Utopia-Parakuta-eserinden-Salih-Mirzabeyoğlu-Bölüm-1

“UTOPİA” (Parakutâ’ eserinden) – 1. Bölüm – Salih Mirzabeyoğlu

 

BİR KAÇ ÇİZGİ

Thomas More, 1478′de doğmuş, 1535 senesinde idam edilmiş… Eseri “Utopia”dan altını çizdiğimiz hususlar, müslümanlar için hiç de yabancı olmadıkları, bedahet çapındaki doğrular, eleştiriler…(…)

Salih Mirzabeyoğlu

 

Kolay kolay bulunmayan şey, doğrulukla, akıllıca düzenlenmiş bir toplumdur.

*

“Duygularıma, tabiatıma aykırı bir durumda nasıl mutlu olabilirim? Ben şimdi hür bir insanım, dilediğim gibi yaşıyorum. Zengin saraylıların kaçı aynı şeyi söyleyebilir? Hem kralların gözüne girmek isteyen o kadar çok insan var ki. Ben ve benim yaradılışta üç-dört kişi saraya girmezsek, kral boşluğumuzu farketmez, merak etmeyin! ”

*

“Siz paraya, devlet koltuğuna düşkün değilsiniz, orası belli. Bana da sorarsanız sizin gibi bir insana, bir imparatorluğun başındaki insanlardan daha fazla saygı duyarım. Ama bana öyle geliyor ki, sizin kadar büyük yürekli, olgun düşünceli bir adam rahatlığı pahasına da olsa zekasını kamu işlerinde kullanmalıdır. Bunu en verimli olarak yapmanın yolu da, büyük bir kralın danışmanları arasına girmektir. Çünkü siz nasıl olsa şerefinize ve doğruluğa aykırı tek söz edemezsiniz. Bildiğiniz gibi kral öyle bir kaynaktır ki, iyilik de kötülük de oradan sel gibi akar halkın üstüne. Devlet işlerine alışkın olmasanız bile, bunca bilginiz ve zekanızla en cahil bir krala bile çok yararlı bir bakan olabilirsiniz.”

*

“Kralların danıştığı insanlara gelince: Bunların bir kısmı ağızlarını açmaz, çünkü söyleyecek sözleri yoktur, kendileri akıl danışmak durumundadır. Bir kısmınınsa akılları erer, işe yarayacaklarını da bilirler; ama her zaman gözde olan yetkilinin düşüncesini paylaşırlar, ortaya attığı budalalıkları alkışlarlar. Bütün bu aşağılık asalakların tek kaygısı, yüz karası bir dalkavuklukla, kralın tuttuğu adamın desteğini kazanmaktır. Bir kısmı da, kendilerini beğenmiş kişilerdir, yalnız kendi düşüncelerine değer verir, kimseyi dinlemezler. Bunda da şaşılacak birşey yok, çünkü tabiat herkese kendi yarattığını sevip okşama içgüdüsünü verir: Karga da, maymun da kendi yavrularına gülümser yalnız.”

*

“Her çalan ölümü haketmedikten başka, açlıktan ölmemek için çalan adama en korkunç işkenceleri de yapsanız yine çalar. Hırsızlara en ağır cezaları verecek yerde, toplumun bütün üyelerine yaşama imkanlarını sağlasanız ve kimse kellesi pahasına çalmak zorunda kalmasa daha iyi olmaz mı?”

*

“Kaç asker Cornouailles ve Fransa savaşlarında, kral ve yurt uğruna neler yitirmedi; göz, kol, bacak, nelerinden olmadı. Bu zavallıların artık eski zanaatlarını yapacak halleri yoktu. Yeni bir zanaata gecmeğe de yaşları elverişli değildi artık. Bırakalım bunları: Savaş her zaman olmaz diyelim. Her gün gözlerimizin önünde olup bitenlere bakalım. Halkın yoksulluğa düşmesinin baş sebebi, aristokratların çokluğudur. Bu yararsız, bu bal vermez arılar, başkalarının alın teriyle geçinmekte, topraklarında çalışanları daha fazla kazanmak için derisine kadar yüzmekte, bunun dışında başka gelir kaynağı bilmemektedirler. Ama iş keyif için para harcamaya geldi mi, bu adamların yapmayacağı delilik yoktur.”

*

“Doymak bilmez cimrinin biri, binlerce dönümlük yeri kuşatıveriyor: İçindeki namuslu çiftçileri evlerinden çıkarıyor… Kimini yalan dolanla, kimini zorla, kimini de türlü yollardan tedirgin edip yerlerini satmak zorunda bırakarak. Doyuracak karınları paralarından çok fazla olan bu köylüler, çoluk çocukları, dulları, yetimleri, ana babaları ve torunlarıyla yollara düşerler. Doğdukları evden, karınlarını doyuran topraktan ağlayarak uzaklaşır zavallılar ve barınacak yer bulamazlar. O zaman kap-kaçaklarını pılılarını pırtılarını yok pahasına satarlar. Onlar da bitince ne kalır yapılacak: Çalmak ve buyruk gereği asılmak. Yoksulluklarını dilencilikle sürdürmek isteyenler de çıkabilir: Onları da serseri diye yakalayıp zindana atıverirler. Oysa nedir suçları bu insanların? Çalışmaya can attıkları halde kendilerine iş verecek kimseyi bulamamak. Hem hangi işe girebilirler zaten? Topraktan başka şeyden anlamazlar ki… Eskiden yüzlerce kolun çalıştığı topraklarda koyunları otlatmaya bir tek çoban yeter. Bu kötü yolun bir başka neticesi de birçok yiyeceğin fiyatlarının artmasıdır. Bununla kalsa yine iyi: Otlaklar çoğaldıktan sonra korkunç bir salgın, sürülerle koyunu öldürüverdi. Allah sanki böylece sömürgenlerimizin doymak bilmez pintiliğini cezalandırmak istemiş. Keşke bu belayı koyunların değil, kendilerinin başına indirseydi. Bunca sürü yok olunca yün fiyatları öyle yükseldi ki, en yoksul dokumacılar yün satın alamaz oldular. Alın size bir sürü işsiz daha. Gerçi koyun sayısı pek çabuk artar ama, fiyatları yine de düşmez; çünkü satıcılar azalmıştır. Yün ticareti birkaç zengin firsatçının eline geçmiştir, onlar da satmakta acele etmez ve büyük kazanç olmadıkça satmazlar yünlerini. Aynı sebeple başka hayvan fiyatları da arttı, hem de daha fazla; çünkü sütçülük, yağcılık, tarım yapılmayınca, bu işlerde kullanılan hayvanlar hiç yetiştirilmez oldu… Uzak yerlerden bir deri bir kemik kalmış hayvanları çok ucuza satın alıyorlar, otlaklarında besleyip ateş pahasına satıyorlar. Korkarım İngiltere’nin daha çok çekeceği var bu yürekler acısı yolsuzluklar yüzünden… Böylece bir avuç vicdansızın yüzünden adanıza zenginlik getirmesi gereken şey, yoksulluk getiriyor… Milletçe duyulan darlık herkesi masraflarını kısmaya ve çalışanlara yok vermeye zorluyor. Kapı dışarı edilenler nereye gidiyorlar? Dilenmeye veya çalabilirlerse, çalmaya. Bu yoksulluk sebeplerine, gösteriş için çılgınca harcanan paralar da ekleniyor. İşçiler, köylüler, hizmet görenler, hemen bütün sınıflar, giyeceklerinde ve yiyeceklerinde görülmedik bir lükse kaçıyorlar. Bir de fuhuş yerleri, ayyaşlık, cümbüş ve türlü kumar yuvaları. Buralara dadananlar bütün paralarını kaptırır ve kayıplarını kapamak için hırsızlık yoluna girerler… Adanızı bu toplum vebalarından, bu suç ve yoksulluk tohumlarından kurtarın.”

*

“Zenginlerin cimri bencilliğini frenleyin. Sömürme, tekel kurma hakkını alın ellerinden. Aylak insan bırakmayın memleketinizde.”

*

“Milyonlarca çocuğu bozucu, körletici bir eğitimin pençesinde bırakıyorsunuz. Fazilet çicekleri açabilecek bu körpe fidanlar gözlerinizin önünde kurtlanıyor; büyüyüp suç işledikleri zaman, yani içlerine çocukluktan giren kötülük tohumları acı meyvelerini verdiği zaman ölüm cezasına çarptırıyorsunuz onları. Sizin yaptığınız nedir biliyor musunuz? Asma zevkini tadabilmek için hırsızlık vasatını temin etmek.”

*

“Masada, deli taklidi yapmayı marifet sayan asalaklardan biri vardı. Bu işi o kadar iyi beceriyordu ki, insan gerçekten deli sanabilirdi onu. Saçmasapan, soğuk şakalara girişti mi, herkes söylediklerine değil kendisine gülüyordu. Bununla beraber arada bir akıllıca bir söz de çıkıyordu ağzından. Atasözünün dediği gibi: Çok saçmalayan sonunda doğru bir laf da eder.”

*

“Fransanın dış politikasını gözden geçirdik. Bu mevzuda bakanların aradığı efendilerinin şanı şerefiydi. Şimdi para işlerine gelelim. İçeride nasıl bir yönetim ve adalet yolu tuttuklarına bakalım. Biri çıkar ve krala der ki: “Devlet, paranın değerini verirken arttırsın, alırken indirsin. Böylelikle kral hem borçlarını kolayca öder, hem de hazinesini hemen doldurur”… Bir başkası, yalancıktan bir savaş ihtimalinden söz edip, “yeni bir vergi koyalım!” der. Paralar toplandıktan sonra, kral, barıştan yana olduğunu söyler ve bu mutlu kararın kiliselerde büyük törenlerle kutlanmasını ister. Halk bayram eder ve halkının kanı dökülmesin diye savaştan vazgeçen merhametli kralını göklere çıkarır.”

*

“Kralın şerefi ve sağlığı, kendinin değil, halkın zengin olmasına bağlıdır. İnsanlar, kralları, insanların yararı için başa getirdiler, kralların yararı için değil. Kendilerini rahat yaşatacak, saldırıdan, sövgüden koruyacak güçlü bir dayanak istediler. Kralın en kutsal ödevi, kendininkinden önce halkın mutluluğunu düşünmektir. Sadık bir çoban gibi, kendini sürüsüne vermeli ve onu en besleyici otlaklara sürmelidir.”

*

“Yurttaşların kin bağladığı, hor gördüğü bir kral, halkı ezerek, soyarak, dilenci durumuna düşürerek tahtında tutunabilecekse, bıraksın krallıgı, insin gitsin tahtından. Bu yollarla belki kral adını elinde tutar; ama ne yiğitliği kalır, ne büyüklüğü. Kral yüceliği dilencilerin değil, zengin ve mutlu insanların başında kalmakla kazanılır.”

*

“Hastasını iyi etmek için ona daha ağır hastalıklar aşılayan bir hekim bilgisizin, budalanın biri değil de nedir? Ey sizler ki insanları ancak hayatlarını zehir ederek yönetmesini biliyorsunuz, sizler hür insanlara baş olmaya yeterli değilsiniz, saklamayın bunu!.. Veya bilgisiz kalmaktan, kendinizi beğenmişlikten, tembellikten vazgeçin!.. Halk bu yüzden sevmiyor, saymıyor devleti. Kendi yurdunuz içinde doğrulukla yaşayın ve yaşatın; saçma ve barbarca bir düzenin öldürmeye ve ölmeye sürüklediği mutsuzlara karşı işkenceler arayacak yerde, kötülüğü daha tohumdayken önleyecek, yok edecek insanca müesseseler meydana getirin!”

*

“Kralın önünde devlet işleri konuşulurken de böyle davranmak gerek. Kötü düşünceleri kafalardan bir anda söküp atamıyorsunuz, haksızlıkları bir vuruşta ortadan kaldıramıyorsunuz diye halka hizmet etmekten vazgeçmek doğru mudur? Bir fırtınada kaptan, rüzgara söz geçiremiyorum diye gemiyi bırakır mı?”

*

“İsa’nın usta sözcüleri, insanların kötü alışkanlıklarını Hristıyanlığa uydurmaktan kaçındıklarını görünce, İncil’i insanların kötü alışkanlıklarına göre eğip büktüler. Bu ustaca manevra nereye götürdü onları? İnsanların vicdan rahatlığıyla kötülük edebilmelerini sağlamış oldular!”

*

“Bilgeler sürekli bir yağmur boşanırken sokaktaki kalabalığa “evlerinize girin de ıslanayın!” diye bağırırlar. Sesleri duyulmazsa sokağa çıkıp herkesle birlikte boşuboşuna ıslanmazlar; başkalarını budalalıktan kurtaramayınca, evlerinde oturup kendilerini korurlar tek başlarına.”

*

“Siz, aslan payını kötülere bırakan bir toplumda doğru bir yan bulursanız, büyük çoğunluk yoksulluk içinde kıvranırken doymak bilmez bir avuç insana memleketin bütün zenginliklerini sömürten bir devlet mutlu olabilir derseniz o başka.”

*

Utopia’da, “Yüksek Kurultay”ın uyduğu şu kural da anılmaya değer: Bir teklif geldiği zaman, hemen o gün üstünde tartışılmaz. Tartışma gelecek toplantıya bırakılır. Böylelikle, kimse ilk aklına gelen şeyleri gelişi güzel ortaya atmaz ve halkın yararını unutarak kendi düşüncesini savunmaya kalkışmaz. İnsan çok kez öne sürdüğü bir düşünceden vazgeçmeyi kendine yediremez. Yanıldığını açığa vuramaz. Kendi ününü kurtarmak için halkın yararını feda eder. Ayaküstü düşünmenin meydana getirdiği bu büyük tehlike böylece önlenmiş ve kurultay üyelerine düşünmek için bol bol vakit bırakılmıştır.

*

Herkes bilir ki, bütün canlı varlıklarda, açgözlülüğün sebebi ya korku veya yoksulluktur. İnsanda ise, bazen yanlız kendini beğenmişlikten gelir açgözlülük. Çünkü faydasız ve boş şeyleri gösterişle ortaya serip, başkalarından üstün geçinmeyi şanlı bir iş sayar insanlar. Utopia’lılar arasında böyle kötü huyların yeri yoktur.

*

Utopia, bir tek aile, bir tek ev gibidir. Gelecek yılın nasıl olacağı bilinmediği için, Utopia ihtiyaclarını iki yıl için karşılar, bu ihtiyacı aşan fazla ürünleri, buğdayı, bal, keteni, odunu, boya, deri, balmumu, içyağı, hayvan ve daha başka şeyleri dışarıya yollar. Bu malların yedide biri, gönderdikleri memleketlerin yoksullarına bedava dağıtılır.

*

Utopia’lılar hiçbir zaman bütün borcu toptan istemezler. Kendileri için yararsız, başkalarına ise yararlı bir şeyi ellerinden almayı haksızlık sayarlar.

*

Altun ve gümüş, bu memlekette, tabiatın onlara verdiği değeri taşırlar sadece… Az bulunmalarından ötürü -başka memleketlerde değerli sayılmaları- insanoğlunun çılgınlığına verilmeli.

*

Utopia’lılar kendi geleneklerine uygun, ama altunu tanrılaştıran bizim törelerimize aykırı bir kullanma yolu bulmuşlar. Yiyeceklerini, içeceklerini topraktan veya camdan güzel biçimli, ama az değerli kaplara koyarlar; altun ve gümüşü ise, en bayağı işlerde kullanırlar. Hatta oturaklarını bile altun ve gümüşten yaparlar.

“UTOPİA” (Parakutâ’ eserinden) – 2. Bölüm – Salih Mirzabeyoğlu

 

2 comments

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>