abulhakim-arvasi

Vefatının 74. Sene-i Devriyesinde Ahlak Devriminin Ulaşması Gereken Hedef: Manzûru Nazârı Pirânı Kiram

“İBDA’nın üzerindeki Mühür”ün sahibi Es-Seyyid Abdülhakîm Arvâsî ÜÇIŞIK Hazretleri’ni vefâtının 74. yıldönümünde rahmetle anıyoruz!

Bu çerçevede İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun Tilki Günlüğü adlı eserinden NADİR YELKENCİ SERDAR başlıklı 27 Kasım tarihinin Vâridât’ını dikkatlerinize sunuyoruz.

ADIMLAR Fikir-Kültür-Siyaset Plâtformu

Vâridât: 27 Kasım 1943

* Hürriyetin, bilgilenme – idrak keyfiyetiyle aynı olduğunu bilenler, imân’ın da hürriyetin aynı olduğunu bilirler… O hâlde, bâtın kahramanları, yâni iradesi Allah’ın iradesi olmuş olan gerçek insan soyu, kul haddiyle mutlak hürdürler!..

Başkalarını varoluşan tarzda bilmek, onların hürriyetleriyle yakınlık kurmakla mümkündür!..

Fısıldadığım girizgâhtan sonra, gelelim mevzuun aslına, «27 Kasım 1943»e… Bu tarih, sözkonusu edildiği gibi, «Büyük İrşad Kutbu» Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerinin vefat günüdür… Bahis, Üstadım’ın «O ve Ben» isimli eserinde anlatılmıştır… Ben de, aynı zamanda bu eserin muradına denk gelen bir kayıtla, «O ve O» diye nakledeyim!..

Ankara, Efendi Hazretlerinin hiç sevmedikleri bir yerdir; ve bir gün o civarda gömülecekleri hayallerine bile uğramamış bir keyfiyet… Hattâ İstanbul’da, Bağlarbaşı’nda; Şeyhülislâm Hikmet Efendinin kabri yanında kendilerine bir mezar hazırlatmışlar, bir de tabut yaptırmışlardır.

Faruk Bey’in, eski Ankara tipi ahşap evinde 19 gün hasta yatıyorlar.

Nihayet, 1943 yılının 27 İkinciteşrin Cumartesi günü (29 Zilkaade 1362) gün doğmadan 18 dakika evvel…

Tam sabah namazı vakti…

Elleri Faruk Beyin ellerinde… Rüçhan Işık (Faruk Beyin oğlu) ayaklarını uğuyor.

Dudaklarında tek kelime… Kâinatın tek kelimesi:

Allah…

Son nefes…

Vefat ediyorlar…

83 yaşındalar…

Vefât ânında zelzele…

O gecenin sabahı, hemen o sabah, damatları İbrahim Arvas’ın Keçiören’deki köşküne naklediliyorlar. Gasl, techiz, tekfin, orada…

Ve Keçiören’den ileriye doğru, Ankara’ya 24 kilometre mesafede bir köye götürülüp defnediliyorlar. Aynı günün gurup vaktinde, güneş batarken…

Şimdi bir mesele:

Mübarek naşın İstanbul’a nakli için resmî makamlara başvuruyorlar. Tahnit (ilaçlama) mecburiyeti olduğu cevabı veriliyor. İmkânsız!.. O hâlde?.. Şehrin belediye sınırları içinde ölenlerin Asrî Mezarlığa gömülmesi şartı da var… Daha imkânsız!.. O hâlde?.. Kırşehir’e kaldırmayı ve orada bazı yakınları arasında toprağa vermeyi düşünüyorlar. Bu da resmî şarta uygun değil…

O sırada ahşap evin kapısı çalınıyor ve kim olduğu, nereden geldiği, ne istediği belli olmayan ak sakallı bir adam:

– «Ankara civarında Bağlum isimli bir köy vardır; orada Nakşî şeyhlerinden bir zat da medfun… Oraya götürünüz, kendilerine uygun yer orasıdır!»

Ve çıkıp gidiyor. Meçhul adamın arkasından koşuyorlarsa da ele geçiremiyorlar.

Bağlum, Ankara’nın Belediye sınırları dışında olduğu hâlde, cenazeyi battaniyeye sarıp bir taksi içine atıyorlar ve en yakınlarından birkaç kişi, Bağlum nahiyesine götürüyorlar. Yolda İbrahim Arvâsî’nin Keçiören’deki köşküne uğruyorlar ve techiz-tekfin işini orada yapıyorlar. Bir de bakıyorlar ki, 12 kişiden ibaret olan yakınlarının cenaze etrafındaki dairesi 500 kişiye çıkmıştır. Bunlar kimdir, nerelerden gelmişlerdir, ne demek isterler, hep meçhul…

Efendi Hazretlerini, yalçın ve çırılçıplak Bağlum mezarlığının ilkokulu bitişik köşesine, namsız nişansız, ilânsız, işaretsiz şekilde defnediyorlar. Mübarek mezar, bugün, üzerinde yazısız bir taş olarak, her şatafattan uzak, semalara tebessüm etmektedir.

Efendi Hazretleri 83 yaşında vefat ediyor… Ve 1983’te de Üstadım… 1943’den 1983’e, tam 40 yıl… Ve Efendi Hazretlerinin defnedildiği Bağlum Köyü, isim sırasında pek mânâlı; «bağlum», «bağlık ve bahçelik yer» mânâsına… Bağ, bahçe; kabir, lisân, istikbal, torun vesaire!..

1362… Benim lisedeki okul numaram!..

Zelzele?..

Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerinin, «Tasavvuf Bahçeleri» isimli eseri… Yeri gelmişken, o eser mevzuunda «sana çok şey söylemeli» diye uyarıldığımı belirtmeyelim… Bu mevzuda söyleyeceğim şey çok kısa:

– «Herşey bir yana, benim için eserin ismi yeter!»

Ve… Şimdi… Üstadım’ın «O Bahçeler» isimli «Noktalama»sı:

– «Adımın o bahçeleri her gün anıldığı yer; O bahçeler, yalanın bile yanıldığı yer…»

Tıfl: Küçük çocuk. Her şeyin cüz ve parçası. Batmaya yakın güneş. Kıvılcım.

(Tilki Günlüğü, Salih MİRZABEYOĞLU, İBDA Yayınları, 2. Cilt, Shf: 332, 333, 334, 335)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>