Yağmurcu – Salih Mirzabeyoğlu

Yağmurcu
“Gerçekliğin Peşinde”

Der Regenmacher – Auf der Spur der Wirklichkeit
The Rainmaker - On the track of reality
وصانع المطر - في مسار الواقع
Rainmaker - Sur la piste de la réalité
The Rainmaker - En la pista de la realidad

 

Yağmurcu - kumandan

 

TAKDİM

Allah, bizzat kendi bildirdiği üzere, insanı, “eşya ve hâdiseleri teshir etmesi için kendine halife olarak” yarattı… Ve kutsî hadîs:
— “Âlemi insan, insanı da kendi marifetime erişmesi için yarattım!”

İnsanın yüklendiği memuriyet ve mesuliyet, o kadar misilsiz bir ağırlıkta ki, Kur’ân’da, “Emaneti dağlara taşlara teklif ettik kabul etmedi. İnsan zalim ve cesurdur” buyuruluyor… Kendisine “Zalim” ismini takan veliye nisbet, acaba bizim hâlimiz nicedir:
— “Yaradana kulluk gösteremediğim her defa, benden büyük zalim mi olur?”

Akıl, ruhanî bir keyfiyettir ki, nefs zarurî ilimler ve nazariyeleri onunla kavrar… Akıl, ruhun lisânı ve basiretin tercümanıdır; “basiret” dedikleri, ruhun özü, akıl da onun lisânı derecesindedir… Hazret-i Ali buyuruyor:
— “Eşyayı âit olduğu yere koymak akıllılıktır!”

Besbelli ki, en geniş anlamıyla “zulüm”, hak ve hakikatleri yerli yerine koyamamak, hak ve hakikatleri yerine getirememektedir… “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” ölçüsü, kulluk borcundan uzak düştükçe kimin teshirine girdiğimizi veya kimin teshirine girdikçe kulluk borcundan uzak düştüğümüzü de göstermiyor mu?..

Fizikî veya ruhî; herkesin hakikatinin kendine âit olması ölçülendirmesiyle, hakikatler, Allah’ın tecellisidir, muradıdır, mahlûkudur… Her ân varamadığı bir tamlık tarafından taciz edilen insan, içinde yaşadığı âlem hakkında ve kendi ruhî hâllerine dair ne bilirse bilsin, neticede her davranış imkânı Allah’ın “rızası” ve “kazası” olarak müntehasında O’nu istemeye dairdir; insan istese de istemese de Allah’ın kuludur ve bilse de bilmese de O’nu aramaktadır… Şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik seviyesinin de değişmesi hakikati çerçevesinde davranış ve bilgiye dair her veri, bir “var olan”dır; ve iş, “hakikatin hakikati ne?” sorusu çerçevesinde, “Mutlak Fikrin Gerekliliği” davasına çıkar… Sonu başa bağlayan böyle bir tesbitten sonra şu: Allah, rızasının nerede olduğunu bildirmiştir!..

“Düşünüyorum, öyleyse varım!” hakikati, aslında, “varım, onun için düşünüyorum!” hakikatinin aynıdır; varlığın varlıkla kavranması şeklindeki bu husus, her fikri bir var olan olarak kabul etmeyi gerektirir ki, yukarıda belirttiğimiz veçhile dava, “hakikatin hakikati ne?” sorusuna çıkar… Fizikî, kimyevî, organik, ruhî, hayâlî, rüyâ ve büyü ile ilgili veya her mevzuya dair en geniş anlamıyla teknik ve usule dair olsun, ferdî ve içtimaî diye nitelensin, her mesele, neticede sözkonusu soruya muhataptır… Şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik seviyesinin de değişiyor olma hakikatini bir keyfiyet farkı olarak belirli bir mevzuya tahsisen söyleyebileceğimiz gibi, birbirinden ayrı ve aykırı mevzular ve görüşler ve birbirinden ayrı ve aykırı idrak vasıtaları kasdıyla da belirtebiliriz; en küçüğünden en büyüğüne ve şu veya bu niteliğine göre herbirine kendine mahsus sistem veya sistem unsuru vasfıyla bakarsak, Allah-insan-kâinat ilişkilerini bir bütün olarak ortaya koyan sistemin, “sistemler sistemi” olarak “Mutlak Fikir”i işaretlediği ve bunun zorunlu olduğu anlaşılır… Hiç kimsenin hakikatini görmezden gelmeyerek ve yok saymayarak, onun hak veya bâtıl oluşunu, neye göre ve niçini ile gösterirken ölçülendirmemiz budur!..

Şeriate aykırı hiçbir hakikat olamaz; insanda zâhir ve bâtın soyundan tecelli eden her faaliyet ve bilgi, doğrudan veya dolaylı, onun mihengi içindedir… Şer’î olan ve şer’î olmayan ilimler ayırımı… Hakkında hüküm bulunan ve hakkında hüküm bulunmayan meseleler tefriki… Her mevzuun kendine mahsus usul, esas ve kurallarla ele alınabilir olma özelliği içinde, ikinci soydan faaliyet ve bilgi nevîleri dahi, hakikatini, “sistemler sistemi” çerçevesindeki alâka nisbetlerine göre bulur; doğrudur, yanlıştır, haktır, bâtıldır, yerinde doğrudur da genelleştirilince yanlışa düşülmüştür veya “mihraksız tümevarımın zafiyetiyle malül” tesbitine çarpmıştır, şudur, budur… Netice olarak bütün mesele, hakikatle Şeriat arasındaki büyük ve mutlak ahengin iltihak noktalarını kaybetmemekte!..

Bu eserin mevzuu, olağanüstü veya olağandışı sayılan ve hayrete sebep veya hayrete sebep addedilen çeşitli soydan hâdiselerle ilgili… Muradımızın kilitli olduğu noktayı, şuur nabzımızın attığı çevre hakikati ile birlikte “Çerçeve” isimli I. Levha’da belirttik… Ona bağlı bir husus olarak şu:
— “Dün muayyeniyetçi bir görüşle kuru akıl ve kuru mantık hesaplarıyla İslâm tarihinde kayıtlı çeşitli soydan harika ve olağanüstülüklere sırıtan ve “hurafe” diye niteleyen kâfir takımı, bugün, kendisine bir çıkış yolu arayan ve bu cümleden olarak dünyanın dört bir kültür ikliminden yeni bir tahassüs ve düşünce tarzı damıtmaya bakan Batı’dan heves, eski hâline ters-fakat yine İslâm düşmanı, bir takım veriler edinmeye meyletmekte, fizikî veya ruhî olağanüstü ve olağandışı hâdiselere ilgi duymakta; en azından bunun esintisi içinde…”
Bütün bunlar, gaipler ve meçhuller dünyasına tutkunluk işaretidir ve din ihtiyacının delilleridir. Sözkonusu din ihtiyacını tersinden verilerle kandırmaya bakanlara, kendi hâllerinin tesbiti de içinde, en muazzam kılavuz hikmet, İmâm-ı Rabbânî Hazretlerine âit şu sözdür:
— “Şeriat’ın hak olduğu şuradan bellidir ki, nefs onun tekliflerinden hiç hoşlanmaz!”
Her türlü başıboş arayış verimini ve tesbit olunmuş her hakikati yerli yerince koymak; bir nevî ruh kamaşması uyandıran ve küfre geçit veren harikalara dair hâdise nakillerindeki telkin gücünü, misliyle geri döndürecek gerçek imân ve din kutbundan pencere açmak… Bunu misâllen-dirdik; misallendirmek istedik!..

Zulüm, bir şeyi lâyık olduğu yerin gayrına koymak… Büyük İslâm velisi şöyle diyor:
— “Hakkı anacak yer gönüldür; ona Hakka gayr olanı koymak zulümdür!”
Ne için yaratıldık ve gönlümüze neleri dolduruyoruz… İşte bütün mesele!..

Fragmanlar

Hakikatler, Allah’ın tecellisi ve muradıdır… Ve yine hakikatler, kendi nefslerinde tahdit ile tek bir esasa bağlanamazlar, oysa akıl, işi tahdit ile tek bir esasa bağlar… Akıl bağdır ve bu yüzden şeriat ölçülerinin üstünlükleri akılla anlaşılamaz… Mekaniz düşüncenin malûm sebep-netice ilişkileri içinde “niçin”i izâh edilemeyen hâdiseler, işin “nasıl”ını tasvirden başka bir metoda mevzu olamaz… Hakikat bahsinde ardarda sıraladığımız bu hakikatlerden sonra:
-“Albert Einstein bir yazısında, temel kanunları bulmaya yardımcı olacak belli mantıkî kurallar olmadığını, burada en önemli müessirin sezgi gücü olduğunu ve izafiyet teorisi ile ilgili temel noktaları hasta yatağında bulduğunu belirtmiştir.”
Herhalde anlaşıldı; aklın tutuculuğundan kurtulan şuurun, sezgi buudunda enselediği hakikat… Nasıl ki öfke, korku ve tehlike anlarında birdenbire eski hâlimizden bambaşka bir güç veya hassasiyet zuhuruna şahit oluyoruz… (s. 40)

İhtilâl-İnkılâp… Yağmurcu’nun muradı bu… İnsan ve toplum için ihtilâl, “şuur”un bozuluş ve yıkılışını belirttiği gibi, bunun dış plândaki tezahürlerinin mânâsını da kuşatır. Şuurdaki bu bozuluş ve yıkılış, tohumun çatlaması ve ağaca doğru gelişimi şeklinde bir oluşum süreci belirtebileceği gibi, bunun tam tersi, statikleşme ve kabuklaşma süreciyle bir çürüme ifâdesi de olabilir. Birinci durumda “eşya ve hâdiseye âit yeni verilerle şuurun muhtevasının zenginleşmesi” neticesi bir “inkılâp-oluşum”dan bahsedilirken, ikinci durumda, eşya ve hâdiseye âit yeni verilerin “şuur” terkibinde yeni terkibe ulaşamaması ve çözülüş veya eşya ve hâdiseler karşısındaki “sağır” şuurun “zapt” görevini yerine getirememesi, kabuklaşma ve çürüyüş vardır. Birinci görünüşüyle “müsbet”, ikinci görünüşüyle “menfiliği” gösteren iki yön… YAĞMURCU’nun “ihtilâl-inkılâp” muradının “şuur”u nişânlayışı ve her türlü tertibin buna dair oluşu herhalde anlaşıldı!.. (s. 51)

Tasavvufta en yüksek makam, “hayret”; tam bilgisizlik… Hayret, “bildim!” yobazlığından değil, bildikçe bilinmeyeni çoğalan ve dize gelen idrakin bilgisizlik bilgisinden doğar ve gerçek bilgi de budur… 30 senedir “inanç ilme aykırıdır!” diye meyhane köşelerinde yazı çırpıştıran salaş Batıcı yazaar, acaba Batı adına ne bilmektedir?.. Bu soydan salak adamlar bir yana, biz yürütülen malımızı enseleyici HAFİYE mizacımızla, nerelerde ve ne türlü tecelli edişimizi takip edelim… Einstein:
-“Tecrübe edebileceğimiz en güzel ve en derin heyecan, mistik heyecandır; her hakiki ilmin tohumu… Bu heyecanı bilmeyen, kendisine yabancı olan, onun karşısında hayret ve hürmet duymayan insan ölmüş gibidir. Bizim nüfuz edemeyeceğimiz şeylerin gerçekten varoldukalrını bilmek, bizim en iptidaî şekillerde idrak edebileceğimiz en yüksek anlayış ve en parlak güzellik hâlinde tecelli ettiklerini bilmek; işte bu bilgi, hakiki dinin merkezidir.” (s. 99)

İÇİNDEKİLER

TAKDİM

I. LEVHA “ÇERÇEVE”

BİR RÜYÂ: 3 AĞUSTOS 1987

BİR VAKIA: YAĞMURCU

BİR YORUM: ÜSTADIM’IN HÂLİ

BİR DURUM: BENİM ZORUM

BİR KÂBUS: MAHZUNUM

BİR İSİM: TARKOWSKİ

BİR RESİM: DÜŞÜNEN ADAM

BİR GERÇEK: HİS İPTALİ

BİR MUCİZE: VE DEHŞET

BİR HAYAT: ŞAHİDİM

BİR TİP: ARSIZ ADAM

BİR TİMSAL: YAĞMURCU MİSÂL

BİR MİSÂL: BEN TİMSAL

BİR KELİME: RAHMET

BİR SIFAT: HAKÎM

BİR HİKMET: NİZÂM

BİR MESELE: DİYALEKTİK

BİR ÇERÇEVE: HAKİKAT – KERÂMET – İSTİDRAÇ

BİR DEMET: KERÂMETLER

BİR HADÎS: YAĞMUR

BİR FÜSÛS: KENDİNDEN ZUHUR

BİR MURAD: İHTİLÂL VE İNKILÂP

 

II. LEVHA “İNSAN SIR – ÂLEM SIR”

KAYIP ARANIYOR

YUTAN ARZ

BEDR’DE DAVUL SESLERİ

ZAMAN KAYMASI NE?

GÖK HALKI
KÂİNAT İZAFİYET KAYDINDAN İBARET

SIRRIN SIRRI – HAYÂLİN HAYÂLİ – RÜYÂNIN RÜYÂSI

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ

SUDA YAŞAYAN ADAMLAR

GARİB İŞLER

GEÇMİŞİ GÖRMEK

MANTIK OYUNUNA DEĞİL, HAYRET İLMİNE…

ŞUURUN DOĞRUDAN VERİLERİ

DÜŞ VE RÜYÂ SÜREÇLERİ

RÜYÂ VE GERÇEK
GEÇMİŞ HAYATLA İLGİLİ HATIRALAR

RUHUN RUHA TESİRİ
SIR İDRAKI – ŞİİR İDRAKI

NEFSİN AYRILIŞI

DON JUAN’IN TÜTÜNÜ

ENDÜLÜS’TE BİR HAYVAN ÇEŞİDİ

“ŞUUR VE ŞUURALTININ ROLÜ”

MESAFELERDE MESAFESİZLİK

İBRAHİM KASSAROĞLU

SİMYA

SIRADIŞIYA MİSÂLLER

İSLÂM TARİHİNDEN

BİR VAKIA – İKİ RÜYÂ

 

III. LEVHA “FEZÂ EDEBİYATI”

PİRÎ REİS’İN HARİTALARI

MASAL – TEORİ – GERÇEK

HAYREDDİN PAŞANIN GAZALARI

TANRILARIN ARABALARI

KARA DELİKLER

MİRAÇ MUCİZESİ

 

IV. LEVHA”HAKİKATİN HAKİKATİ”

SENTEZ

NOKTALAMALAR

NUR BOYNUZU

ALLAH’IN HİKMETİ

ibda-yayinlari

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>