yasamayi-deneme-salih-mirzabeyoglu-adimlar-selim-gurselgil

“YAŞAMAYI DENEME” – Selim GÜRSELGİL

“Yaşamayı Deneme” Salih Mirzabeyoğlu’nun ilk romanı, ilk gençlik romanı. İlk aşkın, ilk kavganın romanı. Eskişehir sokaklarında bir ölümün ardından Kandilli sırtlarında bir dirilişin, hayat kavgasına bir yeniden tutunmak isteyişin, yaşamayı denemenin romanı…

Hikâye boyunca bazı insan portreleri, bazı insanî ilişki resimleri… Bunların yanında karıncalar, onların hikâyeleri… Yok olmaya direnen, hayat kavgası veren, yolunda gide gele yolunu yol eden, çalışan, hiç durmayan, boyundan büyük lokmaları sırtına vuran…

Ve bunların arasında Mirzabeyoğlu’nun birbirinden güzel gençlik şiirleri… Aklımda kalan bir tanesi:

       “isyan gecede doğar görürsün
dirilir başı yıllarca ezilen yılan
hüzün örerken ipekten dantelini
kahkaha çarmıha gerilir birazdan…”

Büyük melankoli! Öyle bir ölümden sonra ancak böyle bir diriliş gelebilirdi. Böylesi derin duyuştan sonra ancak büyük fikrin çığırı açılabilirdi. Daima öyledir. Her dağın uçurumu onun yüksekliği kadardır. İnişte ne kadar derine inersen çıkışta o kadar yükseğe çıkarsın; veya tersi.

Bu mevzuda İslâmcı camiada Sezai Karakoç haklı bir üne sahiptir. Gençliğinin başında, yüreği küt küt atarken, onun Mona Rosa’sını okumamış kimse yok gibidir. Oysa “Yaşamayı Deneme” pek bilinmez. Onun kadar ünlü olmamıştır. Bu, ondan daha zayıf olduğundan değildir.

Salih Mirzabeyoğlu’nun “Salih Mirzabeyoğlu” olduğundandır. İkisi de BD okulundan yetişseler de, Salih Mirzabeyoğlu’nun kavgacı, uzlaşmayıcı, hep tehlikeli yerde yürüyücü mizacındandır. Tekrar edelim: Ondan daha az bilinmesi ondan zayıf olduğundan değildir. Okuyanlar hak verecektir.

Şu var ki, bunlardan başka da örnek yok. Varsa da ben bilmiyorum. Fakat çok sinir bozucu bir şey söyleyeceğim: Aşk, müslümanların medeniyete en güzel armağanlarından biridir. Tam da İslâmiyetin doğuşu, yayılışı dönemine rastlar onun ortaya çıkışı… Tam da olması gerektiği yerde; Arabistan çöllerinde doğar Leyla ile Mecnun hikâyesi. İslâmiyetle yanyana yürür; tasavvufun içinde gelişir. Fuzulî’de en güzel ifadelerinden birine kavuşur. Birbirinden güzel örnekler geride bırakır bu edebiyat. En saf iklimlerde gelişir. Asırlarla, Endülüs’ten Avrupa’ya girer.

  1. Fransada Trubadur şairleri aşk edebiyatına dair bir şeyler mırıldanmaya başlarlar. Onlardan Dante alır. Dante’nin yanında Boccaccio adında “aşk yok, şehvet vardır” diyen bir ters akım. Beraber büyürler. Aşk edebiyatı Goethe’de Avrupadaki macerâsının en yüksek şahikasına ulaşır.

Ve sonra inişe geçer. Bocaccio’nun çocukları, Decameron Hikâyeleri’nin insanları, bütün medeniyeti istilâ ederler.

– Aşk lüzumsuz bir süblimasyondur (yüceltme)! Hastalıklı, aptalca bir şey!

Freud’un bu teşhisinden sonra, aşk edebiyatı olabilir miydi artık?

Tuhaf şekilde onun son örneklerini ilk komünistler verdiler. Ondan sonra iş “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”ne döndü. Veya belki ondan daha az kaba, ama ondan çok daha sığ bir edebiyat: Kötü kalpli burjuva babanın iyi kalpli güzel kızının kalbini çalan çatık kaşlı proleter oğlan… Hep bu. Aşk hakkında, romantik başlangıcını geride bırakıp materyalist özüne döndükten sonra koskoca komünist edebiyatın bulabildiği hemen hemen tek tema bu oldu. Güya Batı medeniyetine kontra bir hüviyeti hamil, köklü bir eleştiri getirecekken, onun bayağı bir parçası oldu.

Daha kötüsü: Onun asıl sahipleri İslâmcılar büsbütün kaybettiler aşkı. Zamanla Avrupa materyalistleri gibi onu ruhun bir hastalığı görmeye başladılar. Aşkı her kaybedenin tarihin her devrinde gördüğü gibi… Hani peygambere inanmadıktan sonra dine bin tane kaynak uydurursun hesabı!

Hâlbuki aşk ruhun bir hastalığı değil, onun bir bayram günü, bir hassasiyet mevsiminde özüne dönüşüdür…  İşte bu unutulmuş, toprağın altında kalmış veya yıldızlardan birine kaçmış duygunun son örneklerinden biri Yaşamayı Deneme!

Selim GÜRSELGİL – 6 Ocak 2012

http://www.adimlardergisi.com/yasamayi-deneme/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>