yasayan-necip-fazil-mirzabeyoglu-ve-ibda-10

“YAŞAYAN NECİP FAZIL” MİRZABEYOĞLU VE İBDA -10 “ELBİRLİK OLMAK, GAYESİNE ERMEMİŞ SAVAŞTA” – Tuğrul ÇELİK

Takdim: Silivri Cezaevi’nde esir tutulan Gökçe FIRAT liderliğindeki Türk Solu Dergisi’nin kıymetli yazarlarından Tuğrul ÇELİK, İBDA Mimarı Kumandan Salih MİRZABEYOĞLU’nun eserleri etrafındaki değerlendirmelerine devam ediyor.

Türk Solu Dergisi’nin bu sayısında da Kumandan’ın “Aydınlık Savaşçıları” adlı eseri etrafında kendi perspektifinden intibâlarını kaleme alan Sayın Çelik’in ilgili yazısını zevkle iktibas ediyor, alâkalarınıza sunuyoruz.

ADIMLAR Dergisi

“YAŞAYAN NECİP FAZIL” MİRZABEYOĞLU VE İBDA – 10
“ELBİRLİK OLMAK, GAYESİNE ERMEMİŞ SAVAŞTA”

“Aydınlık Savaşçıları” Salih Mirzabeyoğlu’nun Gölge dergisinde yayımlanan ve ardından 1979’da kitap olarak çıkan eseri.
Moro Müslümanlarının, Moro İslami Kurtuluş Cephesi olarak emperyalizme karşı mücadelesini destanlaştırdığı ve onlara “ses” olduğu eseri de diyebiliriz buna.
Okurken, direnişi destanlaştırması ve şiirin şekli itibariyle Nâzım’ın “Kuvayı Milliye Destanı”na götürdü beni.

Bu ses
kan ter ve gözyaşı içinde
-en son nefese kadar-
yüzyıllardır
durmadan duraksamadan savaşanların
               -öz akıncının-
                              (ingiltere, hollanda, ispanya en son amerikayı dize getiren kuyrukçularına baş eğmeyen)

Bu ses
Moro akıncısının
-aydınlık savaşçısının-

16. yy’da önce İspanya’nın sonra da Amerika’nın sömürgesi olan Filipinler’de 40 yıl boyunca Amerika’ya karşı verilen mücadele, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başka bir boyuta kavuşuyor.
1946’da Amerikan güdümlü “bağımsız” bir devlet olan Filipinler’de Moro Müslümanlarının özellikle 1960’ların sonunda başlayan mücadelesi; ateşkes, özerklik ve birtakım anlaşmalarla birlikte aslında günümüze kadar uzanıyor.
Bu eser ise, yazıldığı dönem itibariyle, yani 1970’lerin sonu itibariyle, hem bir direnişin destanı hem de Mirzabeyoğlu’nun muhatapları için bir mücadele çağrısı olmuş.
Dergide (Gölge) yayımlanan, marş olan, oyun olarak sahnelenen, afiş ve poster olan bir eserden bahsettiğimize göre, sadece Moro’da kalan ya da sadece Moro Müslümanlarını muhatap alan bir eser olmadığı kendiliğinden ortaya çıkıyor.
“Aydınlık Savaşçıları”nda “akıncı”ya seslenilen yerlerde “o zaman bu zamandır” hatırlatması bu anlamda Moro’yu “yerel”e bağlamaktadır.

akıncı o zaman bu zamandır
               -bu zamandır-
zulmün dumanı tüten yerde
akıncı o zaman bu zamandır
               -bu zamandır-
Mirzabeyoğlu’nun bu eserinin “dünyanın öteki ucundaki” bir mücadeleyi yaşanılan günlere ve memlekete taşıyarak aktarması, eserin sunuşunda ilginç bir tanımlamayla nitelendiriliyor: edebiyatın silah olarak kullanılması.
Yani “edebiyat silah olarak nasıl kullanılır?” sorusuna “işte böyle” diyen bir eser.
“Aydınlık Savaşçıları”nda herkes vardır: kadın-erkek, genç-yaşlı direnen Morolular, ABD kuklası Ferdinand Marcos’lar, mücadelenin karşısında duranlar, mücadele edenleri yolundan döndürmeye çalışanlar, güvenlik konseyleri, barış çağrıları, silahsızlanma konferanslarıyla “modern dünya” vs…
Marcos, Morolulara zulmeden, Mirzabeyoğlu’nun “insanımın celladı” dediği isimdir burada ama Marcos’ların ortak bir adı vardır “Aydınlık Savaşçıları”nda: mutlak fikir düşmanı.
Ve Morolulardan, sadece “mutlak fikre esir” insanlar olarak şöyle bahsediliyor:

uşaklık eskimedi eskimesine
kölelik eskimedi eskimesine
“aşkta”, “bağlılıkta”, “yiğitlikte”
“Aydınlık Savaşçıları”, tek kalınsa da mücadelenin süreceğini ısrarla vurguluyor.
“Modern dünya” “işi var fahişe yüzlü devlerin” denilerek mahkûm edilirken, sanılanın aksine Moro’nun sesinin çıkacağı haykırılıyor:

Sandılar yalnızlığımız
suskunluğumuz olacak
suskunluğumuzun bahanesi olacak
yalnızlık
Kadın-erkek, çoluk-çocuk, genç-yaşlı topyekun bir direniş anlatımı var “Aydınlık Savaşçıları”nda. Birlerin birleştiği, “BİR” olduğu direnişi şöyle anlatıyor Mirzabeyoğlu:

bilen geldi aşkına
ölesiye savaşmaya
“bilen” bildi suskunluğun
kurtuluş olmadığını
bir yürek, bir bilek, bir seste
BİRleşti BİRler…
“Aydınlık Savaşçıları”nın bence kilit kavramları sabır, fikir, umut ve zafer…
Elbette savaşla, yani mücadele içinde…
Savaş ve sabır
sabır ve umut,
umut ve zafer,
savaşla zafer
“Sabır” ise iki taraflıdır burada. Korkan ve kaçan için mücadele zamanının hiç gelmemesi; “akıncı” içinse savaşa, mücadeleye devam noktasında bir sabır. Mirzabeyoğlu bunu da şöyle dile getiriyor:

korkağa kaçıştır sabır
AKINCI’ya savaşta sabır
ve yürekler arındı mı pastan
kılıçlar arındı mı pastan
kördüğümler çözülür
“Sabır” gibi “fikir” de iki taraflıdır ve bence Mirzabeyoğlu onu da eleştirir, açık eder burada. Mücadelenin önünde durur, engellerse eğer, o vakit şöyle diyor Mirzabeyoğlu:

ve fikir dediğin eğer
kaçanın can simidi
kuş tüyünden bir yataksa
öfkeden ıraksa
sığınaksa
ve inanç dediğin
yürüyeni durdurmaksa
“Yürüyeni durdurana” da “git kuyruk salla düşmanına” diyor.

Git kuyruk salla düşmanına
yaran, zararsızlığını göster
ve seyret elde silah döğüşeni.
“Aydınlık Savaşçıları”nın içinde ben Che’yi de gördüm…
Che’nin ölümünün üzerinden yaklaşık on yıl geçmişti o zamanlar.
Şimdi 50 yıl oldu ama, bir direniş destanında yer alıyor işte hâlâ!
Niye savaşıyor bu insanlar diye sorunca; cevabında “yeni insan”ıyla Che de var…

ateş de olsa yürüyecekler
ateşe kalmamak için;
insan olma bedeli için,
iyi için, doğru için, güzel için
yeni bir dünya, yeni insan için
Yalnız Che mi peki?
Che’nin olduğu yerde “Bolivyalı küçük asker” de vardır elbet.
Ama bu kez Moroludur o!

işte küçük akıncı
kim bu kaçıncı sefer
tüfeği boyundan büyük
yüreği büyükten
Mirzabeyoğlu “Necip Fazıl’la Başbaşa” eserinde Büyük Doğu için “mühür” benzetmesi yapmıştı. Bu “mühür” “Aydınlık Savaşçıları”nda “çağa vurulacak mühür” olarak geçiyor:

bu ses
çağa vurulacam mühürü taşıyan
bin tufan yaşamış
bin engel aşanların
             bu ses
             -insanı kobay dünyaya-
                           kafa tutuş
                           hesap soruşun
bu ses o mânâ:
inançtan işlemez kurşun”
Mirzabeyoğlu, susup izleyenlere de şöyle sesleniyor:
bırak karışmayıp seyredeni
candan geçen gelsin safımıza
kavga kaçkını
fistan giysin dolaşsın
Kadın kıyafeti olarak “fistan”ın kullanılması yanlış anlaşılmaya geçit vermesin diye belirtmek gerekiyor ki; burada kadını seviye olarak altta görmek gibi bir anlam asla yok. Aksine Mirzabeyoğlu’nun Moro destanındaki kadınları da yiğittir, savaşçıdır.
Bir yerde (şehidin ardından) “kadına yas tutmak yaraşır” diye bir söz geçer. O söz bitmeden de kadın karakterin sözü yetişir: yaraşmaz!

kadına yas tutmak
               yaraşır -yaraşmaz-
er olana unutmamak.
Ama mümkün mü kahrolmamak
“o” suskunluğa
Ve kadının yeri o kadar bellidir ki burada:
evinde ben
can yoldaşın
savaşta ben
can yoldaşın
“Aydınlık Savaşçıları”, yıllar öncesinin bir savaşını anlatıyor.
Ama onu yazıldığı döneme taşıyor ve muhataplarına öyle de sunuyor.
Savaş Moro’da başlamış, “meşale tutuşturulmuştur.” Ama “Marcos’lar doğuran çağ”da “yüzü ağartılacak” Marcos’lar olacaktır daha.
Bu savaş bitmemiştir, “gayesine ermemiştir” Mirzabeyoğlu’na göre.
O yüzden de bir çağrı yapıyor; ve bu bana yıllar sonra, yıllar süren hapisliğin ardından verdiği konferansını hatırlatıyor:

elbirlik olmak
              gayesine ermemiş savaş
            bitmemiştir diyenlerle…

Tuğrul ÇELİK

Kaynak: TürkSolu

http://www.turksolu.com.tr/yasayan-necip-fazil-mirzabeyoglu-ve-ibda-10-elbirlik-olmak-gayesine-ermemis-savasta/

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>