yasayan-necip-fazil-mirzabeyoglu-ve-ibda-3-kim-oldugunu-kesfeden-kimin-romani

“Yaşayan Necip Fazıl” Mirzabeyoğlu ve İBDA -3- Kim olduğunu keşfeden KİM’in Romanı – Tuğrul Çelik

Türk Solu Dergisinin dün yayınlanan 541. sayısında Tuğrul Çelik Beyin İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun eserleri etrafında yaptığı incelemenin üçüncü bölümü yayınlandı. Bundan önceki iki yazıda Necip Fazıl’la Başbaşa eseri etrafında değerlendirmelerde bulunan Sayın Çelik, bu yeni yazısında YAŞAMAYI DENEME romanına dair anekdotlarını paylaşıyor. ADIMLAR okuyucularına bu yazıyı zevkle takdim ederiz.

.

“Yaşayan Necip Fazıl” Mirzabeyoğlu ve İBDA -3

Kim olduğunu keşfeden KİM’in Romanı

.

peşimden koşması gerekenin
koşarak peşinden
getiriyorum yerine
görevimi…
buna denir ki
bir yerine
iki kere yorulmak.
Salih Mirzabeyoğlu

Yaşama görevi
“Yaşamayı Deneme” bir yolculuğun romanı… Yolun başında olanın romanı…
Etrafında olan biteni gören, fark eden ama henüz tüm bu olan biteni “ne”ye nisbet edeceğini bilemeyen KİM’in romanı…
Bir dönemin tanıklığı da denilebilecek, mektuplar şeklinde süren bu romana niye “Yaşamın Romanı” denmediğini düşündüm okurken.

Öyle ya, yaşanmış bir hayattan kesitlerin olduğu; olaylar, sevgiler, dostluklar, konuşmalar, tartışmaların olduğu, nefes alıp vermenin olduğu mektuplar basbayağı bir hayatı anlatıyor işte.

Sonra, bu kitabın yazarı Mirzabeyoğlu olunca, anlatılanın ya da yaşananın sadece “yaşamak” olmayıp, bunun bir “görev” olduğu sözü geliyor aklıma. Dünyaya “yaşama görevi”yle gelen “KİM”in, bu görev bilincine erişmesinin romanı da diyebiliriz “Yaşamayı Deneme”ye…

Sonunda kim olduğunu öğrenen “KİM”in romanı. Ve elbette Mirzabeyoğlu’nun romanı…

Bir “kuruluş” metni olarak “Yaşamayı Deneme”

“Yaşamayı Deneme” bir “yaşama görevi”ni anlattığı gibi, bu görevin olmazsa olmaz zorluklarına da değiniyor. Daha önceki yazıda Mirzabeyoğlu’ndan alıntıladığım “her şeyin hayal maddesinden yapıldığı” meselesine değinmiştim. Bir şeyin olması, daha doğrusu başarılması mânâsında işin başı hayal, ardından da mücadele etmekten geçiyor. Peki hayalle gerçeğin arasındaki uçurumu ne yapacağız?

“KİM’in Romanı”nda hayal etmenin sonrası kararlılıktan geçiyor:

“Hayalle gerçek arasında ne kadar uçurum olursa olsun, içinde bulunduğumuz topluluğun durumu ne olursa olsun, bu bizi kararlılığımızdan döndürmemeli ve sulandırmamalıdır. Eğer biz, bize bakanlara, karanlıktaki ateş böceği kadar ışık verebilecek duruma gelirsek, ne kazanç!..”

Ben “Yaşamayı Deneme”yi bir “kuruluş” metni olarak; işin en başında, inşa edilen bir fikriyatın ortaya konuluş süreci olarak da okudum. Bunu da bir çok yöne atılan eleştiri oklarından çıkardım.

Mesela tarih dersine giren hocanın, ilk derste alışageldik “nasihat”larda bulunmayışından bahsedildikten hemen sonra, “ama bütün sene palavra tarihle kafa şişirecek” sözleri veya kompozisyon dersinde özellikle yazılan “kültür emperyalizmi” konulu yazıda “Dışta tepeden inme yapılan değişim, karmakarışık bir ruh meydana getirdi ve millet tüyü yolunmuş kuşa döndü” cümleleri ile bir “taraf” hedef alınıyor.

Ben tarihe tam olarak böyle bakmıyorum. Mirzabeyoğlu tarihe böyle bakıyor olsa da bu, aynı eserinde “Gel de, kale kapısı üzerine konmuş sinek faaliyetleriyle, Fatih’in torunu olduklarını söyleyenlerin durumunu seyret” sözleriyle ok’un bu sefer “mahalle”ye çevrildiğini görmemize engel değil diye düşünüyorum.

Ayrıca burada “İBDA Mimarı”nın eleştirdikleriyla aynı mahalleden olduğu anlamını da çıkarmıyorum.
Zaten “Yaşamayı Deneme”de de böyle olmadığı görülüyor:

“Bugün insanımız belli, alışmış, verimsiz kalıplarda düşünmeye, konuşmaya ve yazmaya alıştırılmış. Ne istediğini kendi de bilmeden, bol bol istemediğinden ve tehlikeden bahsediyor. Bunu söyleyince ukala oluyoruz. Mesela komünistler sömürüden, düzen değişikliğinden, bunu nasıl gerçekleştireceklerinden bahsediyorlar, biz de, komünizmin kötülüğünden, bunların aziz vatanımızı esir etmek istemelerinden, Fatih’lerin torunu olarak buna müsade etmeyeceğimizden bahsediyoruz. Onlar Amerika’ya sövüyor diye, Rusya’ya sövmekle onlara karşı olduğumuzu sanıyoruz. Karşılığımız bir tuhaf.”

(Bu tarz bir “karşı olma” meselesi Mirzabeyoğlu’nun “Kültür Davamız” kitabında da işlenmekte.)
Yine romanın fakülte sahnesinde (1970’li yıllar olmalı) özenle seçilmiş birkaç kişinin söyledikleri kalıplara örnek olması açısından önemli. Çıkan bir kavga anında koluna giren “solcu” diyor ki:

“Bak ben senin ağabeyin sayılırım, iki fakülte bitirdim. 27 Mayıs öncesi hareketlere katıldım. Sen daha yeni geldin buraya. (Benim kuş olduğumu söylüyor.) Sen de uyanacaksın.”

Bir değeri ise yine koluna girip “Ağabey seni ağabeylerimle tanıştırayım” diyor. Orada da birisi kenara çekiyor KİM’i:

“‘Kardeşim bunlar boş, geçici şeyler. Sen bunlarla uğraşma. Rahlenin önüne diz çök.’ gibi bir şeyler söylüyor. Aceleden kendi nuruyla nurlandırmaya ve böyle olmayanların Müslüman olamayacağına getiriyor işi.”

Tüm bu kuruluş çilesi ve fikre ulaşma çabası bir “sevgi” üzerinden işleniyor kitapta. Eski yıkılıyor yerine yenisi geliyor. Bu anlamda “Yaşamayı Deneme” bunun itirafıdır da denilebilir:

“İtiraf etmeliydi: Artık her şeyi yıkan eski kalıpları çekilmez bulduran sevgisiydi.”

Samimiyetsizliğe reddiye

“Yaşamayı Deneme” oldukça samimi yazılmış bir roman. Mektuplar şeklinde yazılmış olmasının elbette bunda büyük payı var.

Mektup öyle bir şey çünkü. İnsanın içini dökercesine yazdığı bir şey. Havayı, suyu, sevgiyi, sözü, hasreti bir kağıda sarıp gönderirsin mektupla. Ve mektup deyince aklıma hapis geliyor benim. Yıllarını hapiste geçiren Mirzabeyoğlu eminim ki binlerce mektup almıştır. Ama bugün alamayanlar var. Bir taraf alamıyor, öbür taraf yazamıyor.

Yurdun alt katındaki kahvede yanan sıcak sobadan, cebinde çay parası olmadığı için mahrum olmayı; yemek fişi olmadığı için sınıf arkadaşının yanından “işim var” diyerek kaçmayı herhalde daha samimi anlatamazdınız.

“Doğru dürüst giyinmeyenleri okula almayacaksın. Havayı bozuyorlar. Parası yoksa okumasın, başka iş yapsın” diyen, “aydın olmanın özgürlüğü”nde olan tiplerin halini de yine daha samimi anlatamazdınız.

“İnsanın bir dilim ekmek, bir yudum su için nasıl küçülebildiğini” anlayamazken, bir çeşmede elini yıkarken kendini ellerini yalarken bulmak ve bunu anlatmak zor olduğu kadar samimidir de:

“En büyük gururların, Kafdağı’na yükselen kibirlerin, bir dilim ekmeğe, yarım çay bardağı suya değişilebileceğini gördüm.”

Bu anlamda“Yaşamayı Deneme”yi bir samimiyetsizliğe reddiye olarak da okudum.

Yüksekte olmak, 
yüksekte kalmak

Kitapta “Eksiksiz insan yoktur. Ne doğru!.. Ama eksikliğini gidermeye çabalayandır ki insandır.” diyen KİM, “Ey ihanetin düşürdüğü yerde de yüksek kalabilmiş insanlar”a selam yollar.

Çünkü yüksekte kalabilmek önemlidir. Ama oraya nasıl çıktığınız ve orada nasıl kaldığınız daha da önemlidir.
KİM’in karşılaştığı bir “ağabey” daha çıkar karşımıza ilerleyen sayfalarda. “Emniyet bilmem nesi”nden bir ağabey, üniversitede olan biteni kendilerine iletecek “yürekli bir adam” aramaktadır. Cebinde çay parası dahi olmayan KİM’e bu “iş” teklif edilmiştir. Yani en hafif tabiriyle “ispiyonculuk!”

“Birden içimde bir şey yıkıldı. Hele bu işi teklif ederken, beni pohpohlayarak iknaya çalışması…
Bir yanda sefilliğim, bir yanda böyle parlak(!) teklifler.”

“Yaşamayı Deneme”, Mirzabeyoğlu gibi inandığı dava için yıllarca hapiste kalıp çile çekenlerin hikayesini anlatırken; yüksekteymiş gibi duran kimilerinin bu noktaya nasıl çıktıklarının örneklerini de sunuyor. Tabii anlayana!

***

Salih Mirzabeyoğlu “Yaşamayı Deneme”de yazarla okur arasında var olan bir ilişkiden bahsediyor ve bunu şöyle anlatıyor:

“[…] Bu ilişki, aynılık, farklılık ve zıtlıklarıyla, anlayış ve anlayışsızlıklarıyla şu hakikati gösterir: Okur, anlayışıyla, eleştirisiyle, kendi düşüncesi ile zenginleştirmesi ve tatbikiyle, yönlendirmesiyle, kısaca şahsi kapasitesi içinde, esirin ikinci müellifidir.”

Okuyucusunu önemseyen, onunla muhabbeti olan Mirzabeyoğlu’nu, fikren “aynılık”, “farklılık” ve “zıtlık”larımızla anlatmaya devam edeceğim.
(Sürecek)

İktibas: http://www.turksolu.com.tr/yasayan-necip-fazil-mirzabeyoglu-ve-ibda-3-kim-oldugunu-kesfeden-kimin-romani/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>