yasayan-necip-fazil-mirzabeyoglu-ve-ibda-7-golgelerin-gucu-tugrul-celik

“Yaşayan Necip Fazıl” Mirzabeyoğlu ve İBDA -7 “Gölgeler”in gücü – Tuğrul ÇELİK

Bir süredir İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun kitapları etrafında incelemeler yapan Türk Solu yazarı Tuğrul Çelik Bey, gazetesinin 25.08.2017 tarihli 545. sayısında da, Gölgeler romanını tanıtan bir yazı kaleme almış. ADIMLAR olarak keyifle iktibas ediyoruz. ADIMLAR Dergisi

 

“Yaşayan Necip Fazıl” Mirzabeyoğlu ve İBDA -7 “Gölgeler”in gücü

Tuğrul ÇELİK

Yaşadığımız günler…

“Gölgeler”, Salih Mirzabeyoğlu’nun 1984 yılında yayımlanan romanı.

“Yaşadığımız Günler” altbaşlığı ile yayımlanan roman, bir seçim günü seçim sandıklarının başındaki insanlarla başlıyor… Birbirini tanıyan bu insanlardan bambaşka insanlara genişleyen bir halka içinde pek çok kişi ve olayla devam ediyor.

Bir banker, bir bar kadını, banka soyguncuları, teröristler, hayal gören bir genç kız, varoluşçuluk, kadın erkek ilişkileri, roman, resim, ressam, intihar, reenkarnasyon, sosyalizm, Babıâli, Büyük Doğu, Zarifoğlu, İstiklal Mahkemeleri, Şapka Kanunu, İskilipli Atıf…

İskilipli Atıf’ın idamı süreci de kitabın son bölümünde uzun uzun anlatılıyor.

Ve de Adem…

Olayların bizzat içinde olan ya da olayları bize izlettiren Adem…

Mirzabeyoğlu’nun merkezde olduğu, İslam’a Muhatap Anlayış’a nisbetle birbirinden değişik olayların anlatıldığı parçalardan oluşan bir terkip “Gölgeler”…

Mirzabeyoğlu’nun olması gerekenle gerçekte olanı anlattığı, dinlettirdiği “Gölgeler”, onun pekçok eserinden izler taşıyor.

“İslam’a Muhatap Anlayış”tan, “İbda Diyalektiği”nden, “Başyücelik Devleti”nden, “Şiir ve Sanat Hikemiyatı”ndan izler benim bulabildiklerim.

Hikâyeden hikayeye atlarken, Mirzabeyoğlu bizi Adem’in gözüyle bakmaya, onun sözleriyle düşünmeye davet ediyor.

Yineleyecek olursam, merkezde Mirzabeyoğlu, kamerayı başka başka olaylara çevriyor. Yaşananları, yaşadığımız günleri bir tiyatro perdesi içinde anlatıyor da diyebiliriz.

Adem, kimi zaman anlatıcı kimi zaman da bizzat aktör olarak hikâyeden hikâyeye atlıyor.

“Gölgeler”, Mirzabeyoğlu’nun dünya görüşünü “roman aletinden üflüyor”.

“Dünyanın geçirdiği büyük kaza”

“Gölgeler”in merkezinde “dünyanın geçirdiği büyük kaza” var diyebiliriz.

İBDA’da romanın özelliği şeklinde bir anlam verdiğim kısım “geçirilen büyük kaza” ile İBDA Mimarı’nın ne anlatmak istediğini açıklıyor:

“Görünmez şeffaf perdelerle birbirinden ayrılıkları içinde, insan keyfiyetinin birleştiriciliğinde bir, bir dünyada ayrı dünyaları yaşayanların hepsini birden kuşatıcı, dünyaların eğilimlerini keşfeden yönlendirici bir sanat kumaşı.”

İnsan hayatına bir örnek olarak bar kadınını bekleyen Banker Cahit’in hikâyesi sürekli aynı şeyin tekrarı olarak süren pek çok durumun yerine kullanılabilir bir mahiyette denilebilir. Örneklenen isim, meslek ya da keyfiyetten ayrı olarak bir tekrar durumunun hikâyesi.

“Meçhul adam, aynı kadını, aynı sabırsızlıkla, sık sık saatine bakarak kısa adımlarla dolanarak, aynı kendisi gibi beklemişti… Belki de geçmişte aynı gündü…”

Ama sadece insan hayatı gibi dar bir alanı değil, toplumsal hayata da uygulayabileceğimiz bir tekrarın hikâyesi bu.

Bir araba devrilip de içindekinin öldüğü hikâyeyle, “dünyanın geçirdiği büyük kaza”ya dikkat çekiyor “Gölgeler”…

Elbise, eşya, güzel bir ev ve araba, sosyal bir seviye… Ve bir soru: “Ama sadece bu muydu hayat?”

“Gölgeler”buna dikkat çektiği yerde başka bir soruyu akla düşürüyor.

Peki hayat, ev, araba, sosyal statü vs. -dünya hayatı- değil de sadece ahiret hayatını düşünmek ve ona göre, onun için yaşamak mı?

Biraz daha ileri gidersek “Gölgeler”, “İslam’da şu yoktur, bu yoktur” tartışmasına da getirir bizi.

“Gölgeler”in dolaylı olarak dikkat çektiği bir mesele olarak şimdilik burada dursun diyelim.

“Ah şablonculuk, ne rahatsın?”

“Gölgeler”, sorumlu olmanın, düşünüyor olmanın dayanılmaz ağırlığını da anlatan bir roman.

Evde yalnız olduğunu düşünürken birden karşısında meçhul bir adamı gören genç kızın korkusunun sebebi acaba bir yabancıyı görmesinden mi kaynaklanıyor?

Yoksa “alışılmış kalıplar”a bir an önce sarılıp, düşünmenin yükünden kurtulma lüksünden mahrum kalmaktan mı?

Şablonculuk daha kolaydı ve “meçhul genç”in söyledikleri, genç kızı düşünmeye ve konuşmaya zorluyordu.

Orijinal ve sanatlı bir dil olan İbda’da ise taklide yer yoktu. “Gölgeler”, şablonculuğu, kolaycılığı, avantacılığı da roman aletiyle eleştirmesinin yanı sıra “her şeye sahtesi musallat” anlamında sahteciliği de eleştiriyor:

“Dilsiz, fikirsiz insandı”dı. Ama “her dilli de fikirli değildi” meçhul gencin dediğine göre.

Çoğunluk ve hakikat ve “Albatros”

“Gölgeler” yıllar önce yazılmasına rağmen, hâlâ var olan konular hakkında da konuşuyor.

Mesela, gerçeğin çoğunluk tarafından reddinin onu yalan kılmayacağını şöyle açıklıyor:

“İnsanların hepsi gözsüz olsa, sadece bir tek kişi görse, onun görerek anlattıklarını dört milyar insan görmediği için reddetse, o tek kişinin hakikati yalan mı olur, yanlış mı olur?”

Doğru söyleyenin dokuz köyden kovulması misali, hakikati dile getirenin karşısına dikilen zorluğu, zulmü herhalde en çok bugünlerde yaşıyoruz.

İBDA’nın orijinalliği ve bu anlamda karşı karşıya kaldığı “anlaşılmazlık” ya da “üzerinden atlanma-yok sayma”, romanda 19. yüzyılın ünlü Fransız şairi Baudelaire’nin “Albatros” şiiri üzerinden aktarılıyor:

Hakikati dile getirmesi gereken ve bu sorumluluğu yerine getiren sanatçı, siyasetçi, mütefekkir, gökte özgürce uçarken, hoyrat denizcilerin arasına düşen albatros örneğine benziyor. “Başka bir alemden bu dünyaya sürgün” gibidir albatros:

Şair fırtınada uçan ve yaya gülen

Bu bulutlar kralı gibidir tıpkı,

Yeryüzüne sürülmüş yuhalar içinde,

Engel olur yürümesine dev kanatları!

“Gölgeler”, sanatın gayesi meselesini “Şiir ve Sanat Hikemiyatı”nda aktarılan haliyle ve bütünsellikle ele alıyor. Yaratıcı kudreti kendinde gören bir ressamın (Claude) felaketinin tablosunu gösteriyor okuyucuya.

Deliliğe övgü

Meseleleri gözünden ve sözlerinden izlediğimiz Adem, birkaç yerde Aktör Adem olarak karşımıza çıkıyor.

Özellikle Deli Bekir’in de olduğu sahnede, farklı olan Bekir mi yoksa onu izleyen mi diye soruyorsunuz.

Deli Bekir, insanların alışkın olmadığı şeyleri söylemektedir. Onlar ki seyirlik pek çok şeye gözleri açıktır ama gerçeklere kapalıdır. Elbette bu, alışkın olmadıkları şeylerin gerçek olmadığı anlamına gelmemektedir.

Polisin gelmesiyle “hadi ben kaçtım abiler” diyerek Deli Bekir’liğine dönüverir Bekir:

Abiler şahidim olun

Ciddiyet suçundan dönüşüme

Tövbe ediyorum tövbe

Dönüyorum deliliğime…

Gerçeği söyleyip yazmak suçtur “yaşadığımız günler”de ve cazası kimi zaman hapistir, kimi zaman da daha fenası itibar suikastı, “sükut suikastı”dır.

Yokuşta sürüklenen ceset

“Gölgeler”in en ilginç sahnesinde Adem, yokuşta cesedini sürüklemektedir.

Mirzabeyoğlu benim anladığım kadarıyla burada basın aleminin içinde bulunduğu hali eleştirmektedir.

“Sermaye imkânıyla çöreklendiği köşeden fikir ve fikircinin kanını içiyor” dediği yazar-çizer takımıdır.

Söylediği ile yaptığı uyuşmayan bu tiplerin “samimiyetsiz”liğinden yakınır.

Mirzabeyoğlu’nun kendi adına samimiyete verdiği önem açısından şu cümle çok açık ve onun hakkında okuyucuya fikir vericidir:

“Şuna buna bağlanmadan önce, mücerred mânâda ‘samimiyet’e kıymet veririm de, lafta benden gözüken samimiyetsize değer vermem!”

Mirzabeyoğlu, kitabından 30 yıl sonra, 2014’teki“Adalet Mutlak’a” konferansındaki konuşmasına da samimiyet meselesiyle başlamış, samimi fikrin herkesçe ortaya konması gerektiğini çokça vurgulamıştı.

“Gölgeler”in gücü

“Gölgeler”, “ideali aramayla toprağa bağlanma arasında insanın varoluş ıstırabı”nı anlatan ilginç bir roman.

Sadece bir “modernite” tartışmasını değil, gerçek-sahte tartışmasını değil, insanı da ele alıyor.

“Gölgeler”, insanı cinsiyetten başka bir özelliği olmayan varlık olarak gören anlayışa karşı çıkarken, görünüş ve gösteriş için yaşayan değil kendi için yaşayan insanı öne çıkıyor. Bu yaşam elbette yine “İslam’a Muhatap Anlayış” ölçüsünde bir yaşam…

Mirzabeyoğlu, “Batı aramaktan, Doğu yatmaktan yorulmuş” derken de bu insanın silkinmesi ve üzerindeki ölü toprağını atması gerektiğini; eserlerinde bahsettiği “beklenen inkılâbı” işaret ediyor ve diyor ki:

“Ölüm, heyecanımızın bittiği yerde başlar.”

“Gölgeler”e bir de bu anlamdan bakacak olursak eğer, 30 yıldan bugüne bir fikrin -doğru ya da yanlış, kabul edilir ya da edilmez- sağa sola yalpalamadan devam edişini görürüz.

Heyecan devam etmektedir!

Bu, “Gölgeler”i güçlü yapan fikrin bir göstergesidir.

İktibas:

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>