YAZMAK-DR-HAKKI-ACIKALIN

YAZMAK – Dr. Hakkı Açıkalın

Gönüldaşımız Dr. Hakkı Açıkalın’ın “Yazmak” başlıklı yazısının bir bölümünü önemine binaen yayınlıyoruz.

ADIMLAR

İdeolojik-siyâsî propaganda vasıtası olarak;

Yazı en eski propaganda vasıtalarından biridir. Binyıllardır kullanılagelmiştir ve bir o kadar daha kullanılacağı konusunda kimsenin şübhesi olmasın. Tarihe şöyle bir gözatıldığında, büyük sıçramaların arkasında yazarlar, şairler, entellektüeller âdeta bir sosyal militan rolü oynamışlar ve tarihî sıçramalara vesile olmuşlardır. Meselâ, Che Guevera Kongo’daki devrimcileri eğitmek üzere 200 arkadaşıyla birlikte Kongo’ya gidişini, Laurent Desirée Kabila (sonradan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin başına geçti) denen adamın ne kadar lakayd, soytarı, ciddiyetsiz ve disiplinsiz, ülküsüz bir adam olduğunu, devrimcilikle bir ilgisinin olmadığını, alkolik ve menfaatperest bir şahıs olduğunu, Kongolu devrimci militanların da (çoğunun) talancı-yağmacı ve mütecaviz insanlar olduğunu, sonunda bu insanları eğitmenin mümkün olmadığını daha sonra yayınlanan ‘Hiçbir yerde olmadığım yıl’ adlı eserde anlatmış ve bazı gerçekleri açığa çıkarmıştır. Bu sâdece bir hatırat kitabı değil aynı zamanda bir dönemin hakikatine ışık tutması açısından da çok mühimdir zira, 3. Cebhe olarak da adlandırılan Kara Afrika devrim cebhesi Che’nin yaklaşık bir yıllık tecrübesiyle sâkıt olmuş ve bu cebhe kapanmıştır. Tartışmalı da olsa hâlâ Kara Afrika’da diğer alanlara göre bir ‘Devrim’ vetiresi olasılığı çok zayıftır. Yani Che, kalemiyle de (silahıyla beraber) tarihin belli bir dönemine imza atmıştır, yani askerî militanlığının yanısıra Che aynı zamanda sosyal bir militandır da, Jean-Paul Sartre da, Cezayir savaşı sırasında De Gaulle’e açıktan tavır alarak Paris’te 1 milyon kişiyi yürütebilmiş ve ona ‘Dünyada bir tane Sartre var, onu durdurmayın!’ dedirtebilmiştir. Sartre’ı Sartre yapan da kalemidir, yani o da bir sosyal militandır. Üstad, Kumandan ve diğer İbda kadroları yazmasalardı, bu devâsa külliyat oluşur muydu? Neyin üzerine siyâset yapardık, ya da yapabilir miydik? İnsanları cesâretlendirebilir miydik? Her platformda konuşabilir miydik? Fincancı katırlarını ürkütebilir miydik? İdeolojimizi, ideallerimizi, dertlerimizi, gelecek hedeflerimizi hattâ hattâ aşklarımızı, sevgilerimizi, ihtirasımızı, ambiansımızı, tutkumuzu, iddiamızı, hissiyatımızı, nefret ve öfkemizi başkalarına anlatabilir miydik? Propagandamızı yapabilir miydik? Farkımızı ortaya koyabilir miydik? Emeğimizi ve çabamızı paylaşabilir miydik? Gözyaşlarımızla kâğıtları ıslatabilir miydik? Davamızı dile getirebilir miydik? Şehitlerimizi anabilir miydik? Hayır tabiî ki, haykıramazdık bütün bunları. Kansız devrim olmaz denir, doğrudur ancak kalemsiz-yazısız ve edebiyatsız hiç olmaz, Teorisiz, ideolojisiz, kalemsiz devrim düşünülemez. İşte bunları kitlelere yansıtmanın en mühim ve en etkin aracı yazıdır. Bu vasıtayı mutlaka ve mutlaka ve en kuvvetli bir biçimde kullanacağız. Çok klasik deyiştir ama etkisi hâlâ çok yükek: Verba volem, scripta manem yani ‘Söz uçar yazı kalır’.

Lümpenizmi teşhir ve tel’in etme mânâsına;

Bâtıl ve tağutu tahrib ve tasfiye etmek büyük bir emek-aksiyon ve çaba işidir ve şanlı bir yürüyüşü gerektirir. Hakkın ihyâ ve ibdaı bu hareketin aslî momentumunu oluşturur. Mukaddes değerlerin beşeri yüceltici enerjisi böylece ortaya çıkar. Âlemi şereflendirecek en büyük aksiyon İslâm inkılâbıdır. Yine beşeriyete yapılabilecek en büyük hizmet de, inkılâb mücâdelesini yükseltmektir. Bunun zıd kutbunda ise emeksizlik-aksiyonsuzluk moda deyimle lümpenlik oturur. Emekle-aksiyonla tüm bağlarını koparıp yüce değerlerin önünü kapatmak, ışığını karartmaya çalışmak ve dahi onların üzerinde yükselmeye çalışmak ahlâksızlığın, alçaklığın, pespâyeliğin, şerefsizliğin ve ihânetin eşdeyişle lümpenliğin en belirgin hususiyetidir.

Mevcut nizamın lümpen ideolojisinden ciddî nisbette etkilenen, onun őlçüleriyle şekillenen şahsiyet, inkılâb mücâdelesinin ve davanın őnündeki en büyük ve en tehlikeli maniadır. İnkılâb vetiresi muazzam kıymetleri de ortaya çıkarırken, lümpen şahsiyet tam bu noktada devreye girer/sokulur, inkılâb kıymetlerini fütursuzca sabote etmeye yeltenir/eder. Kıymetleri ifsad etmek için, dejenere etmek için her türden gaspçılığa tevessül eder ve sporlarını (tohumlarını) topluma eker. Binbir suretle karşımıza çıkar lümpenizm; Futbol’la, fado’yla, envai çeşit fiesta, karnaval, faşing ve seremoniyle, yoz müzikle, televole-paparrazzi’yle, fuhuşla, kahvehâne ağzıyla, sahte mesih/mehdî’lerle, kurban-türban totolojileriyle, Brezilya-Meksika dizileriyle, Reha Muhtar’la, türbanlı şarkıcılarla ve daha nelerle…

Bu gaspçı, en kısa, en hileli ve namussuzca yollardan etki ve yetki sahibi olur. Düzenin dejenere yaşamında lümpenler, hiçbir emek-aksiyon ortaya koymadan halkı da uyuşturmak ve keyflerine âlet etmek suretiyle yükselirler, bu vampirâne bir hayattır. Bu keyfe ulaşmak için her türlü düşkünlüğe, sefilliğe, kopukluğa, itliğe, desiseye, hayasızlığa, pisliğe bulaşır lümpenler. Bu onların yaşam tarzıdır. İnkılâb gibi muazzam bir aksiyon vetiresinde farklı gőrüntüler altında da olsa aynı pratikleri sergilemenin ismi ‘Lümpen pratik’tir.

Bu tip lümpenlik, içtimaî lümpenliğin çok ötesinde oldukça tehlikeli bir hâli ifâde eder. Bunlar mücâdelenin içinde her türlü sapmaya imzâ atarlar. Aksiyon vektörlerini dumura uğratıp sulandırmaya, pörsütmeye ve nihâyet hareketsiz hâle getirip tasfiye etmeye müteallik herşeyi yaparlar. Fikriyatın ve aksiyonun toplumdaki tesiri ortaya çıktığında bunlar da menfur görevlerini ifaya soyunurlar. Bu mânâda lümpenizm mağlubiyetin ve imhanın şartlarını hazırlar.

Phoenix misâli, kendi küllerimizden kendimizi yeniden üretmeye kalkarken, lümpenizm ideolojisinin kucağına düşmek, onun dümensuyuna girmek; tarihin spektaküler bir döneminde hakikati ıskalamak, tarihin binbir tuzağına düşmek, ilmiğin boynumuza geçmesine izin vermek ve Allah’a karşı suç işlemek olur. Tam da ölümcül bir dengeye gelmişken lümpenizm belâsıyla karşılaşmanın panzehiri onu ezmektir.

Lümpen kişilik bizim mücâdelemize anlam veremez çünkü onun değerleri güdükleşmiş, muhakeme kâbiliyeti körelmiş, nefsi tamamen şeytanın eline geçmiştir. O bir hadımdır, iğdiş edilmiş bir fizikî varlıktır, cesettir. O savaşamaz ve savaşanları da anlayamaz. Anlam veremedigi için de bütün değerleri manyakça bir insiyakla derdest eder, herşeyi tüketir. Mücâdelenin en küçük kazanımlarından tutun da en büyük ve stratejik varlıklarına kadar ne varsa tuz buz eder, canına okur.

Bizim kazanmaktan başka hiçbir seçeneğimiz olamaz, o nedenle yürüyüşümüzün őnündeki temel manialardan biri olan lümpenizmin beynini dağıtmaktan gayrı bir seçeneğimiz de yoktur. Kalemlerimizin ve namlularımızın sivri uçları ve parlayan yanakları lümpenin yüreğini delip geçmedikçe rahat uyumak haramdır.

Dr. Hakkı Açıkalın

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>