yol-ayrimi-filmi-vizyon-zeliha-arslan

YOL AYRIMI – Zeliha ARSLAN

“Yol Ayrımı”,  Eşkıya ve Av Mevsimi filmlerinden hatırladığımız yönetmen Yavuz Turgul ve yedi yıl aradan sonra oyunculuğa dönen Şener Şen ikilisinin 10 Kasımda vizyona giren yeni filmi. Oyunculuğa, “kaliteli teklifler yok” diyerek yedi yıl ara verdikten sonra yeniden dönen Şener Şen “ayrıcalığı” ile Kemal Tahir’in ünlü eserinin filmleştirilmiş olma ihtimali, sinema salonuna yöneltti beni. Filmi izleme kararından sonra yaptığım küçük çaplı araştırmada, Kemal Tahir’den bahsedilmemesi farklı bir yapıt olduğunu düşündürttü. Nitekim filmi izlerken gerçek aydınlandı. İkisi arasındaki ortaklık, isim benzerliğinden ibaret.

FİLMDE KİMLER VAR?

Başrollerini Şener Şen (Tekstil imparatoru Mazhar), Rutkay Aziz (Mazhar’ın eski dostu Altan), Mert Fırat (Mazhar’ın oğlu Barlas), Tilbe Kayalar (Av. Nur), Çiğdem Selışık Onat (Mazhar’ın annesi Firdevs), Nihal Yalçın (İşçi kız Emine), Şerif Erol (Mazhar’ın ortağı ve arkadaşı Besim), Ruhsar Öcal (Mazahar’ın karısı Belgin), Defne Kayalar ( Mazhar’ın Kızı Defne).

SENELER SONRA ŞENER ŞEN

Yol Ayrımı filminde ünlü bir iş adamının hayat hikâyesi anlatılıyor. Şener Şen, üstlendiği bu rolün hakkını vermiştir diyebilir miyiz? Sanırım hayır. Aynı yönetmenle çalıştığı “Eşkıya” ve “Av Mevsimi”ndeki oyunculuğu daha takdire şayandı.  Yapılan bazı eleştiriler, Şener Şen’ in performansının düşük olduğu yönünde. Sanırım senaryonun “ütopik” oluşu fikri sette de hâkim. Yavuz Turgul mecraına tam olarak bağlayamadığı düşüncelerinin inandırıcılığını, oyuncularına geçiremiyor.

MAZHAR KOZANLI KİMDİR?

Mazhar, iki yetişkin çocuk sahibi, acımasız bir tekstil kralıdır. Ebeveynlerince nasıl yetiştirildiyse kendi evlatlarını da o doğrultuda yetiştirmiş, sevgi bağı kurmaktan aciz, otoriter bir babadır. Aile kararı ve çıkar ilişkisi dolayısıyla evlenilmiş muhabbet yoksunu bir kocadır. Diktatör ve perde arkasından işleri yöneten bir annenin oğludur. İşinden başka hiçbir şey düşünmez Mazhar Kozanlı. Gaddar patron imajını da es geçemeyiz tabi. İşten çıkardığı, günlerce fabrika kapısında yatan “dik başlı” işçilerin gözünün yaşına bakmaz. Parasızlıktan ameliyat ettiremediği hasta çocuğu olan kadın işçinin beddualarıyla iş görüşmesine gider.

İş görüşmesinde köşeye sıkıştırdığı ve elindeki şirketini satmaktan başka çare bırakmadığı rakip patronun, “ticaretin de kendine has bir ahlâkı var” minvalinde sarf ettiği erdemli lâflar, sorumluluğu altında çalışan elemanları için duyduğu acziyet hâli, o ân Mazhar Kozanlı’nın aklını başına getirmeyecektir belki ama “Yeni Hayat” şirketinin pazarlığı dönüşünde geçirdiği kaza, “ölmeden önce nefsini hesaba çek” ihtarını yapacaktır kendisine.

Son filmlerinde ölümü ana tema olarak işleyen senarist, Eşkıya filminde yaşamak için öldürmeye zorlayış temasını vurgularken, Av Mevsimi’nde ölüme ve öldürmeye karşı gelişen fütursuzluğu işliyor. Yol Ayrımı’nda ise daha farklı bir hâl var. Diğer filmlerindeki, güç ve otoriteye sahip olanların varlığını idame ettirmek için gözünü kırpmadan öldürebilmelerinin yanı sıra, Yol Ayrımı’nda güce ve paraya sahip olanın ölümle burun buruna gelmesiyle tüm varlığını gözden çıkarması, “ölüm korkusu” işleniyor. Yapılan bazı eleştirilerde Yavuz Turgul’un bu filmde kalitesini düşürdüğü söylense de, bence zincirleme bir gidişat var filmlerinde. Eşkıya’da gücü olanın borusunu öttürdüğü bir durum tespiti varken, Av Mevsimi’nde kadere dönük bir anlatım karşımıza çıkıyordu. Yol Ayrımı ise, “hayat ve ölüm arasındaki çizgide nasıl yaşamalı?” sorusuna, cevap niteliğinde.

ÖLÜM KORKUSU VE BİR ADAM YARATMAK

“Ölüm Korkusu” deyince Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in “Bir Adam Yaratmak” adlı ünlü tiyatro eseri geldi aklıma. Başkahraman Hüsrev’in ölümü düşünerek değişen hayat algısı… Bahsi geçen bir “baba” figürü, iki hikâyenin de bam teli aslında. Hüsrev, babasının ölümü ve incir ağacına, Mazhar ise bisiklet ve babasının elinden aldığı çocukluğuna takılı kalır. Hüsrev’in yakın arkadaşları ve annesinin kurduğu komplo sonucu akıl hastanesine yatırılış hikâyesi ile ruh doktoruna hayat ve ölüme dair anlattıkları sonucunda karşılaştığı deli ithamı, Mazhar’ın benzer sahnelerinde zihnimde yeniden canlandı. Filmin devamı şöyle;

Filmin ilerleyen sahnelerinde Mazhar’ın hâkime ve hekime anlattıklarından anlıyoruz ki herkes için adaleti sağlamak niyetinde o. Radikal kararlar alarak hatalarının bedelini ödemek isterken, hesabını veremeyeceği haksızlıklar olsun istemiyor hayatında. Ailesiyle arasındaki problemler bu noktada başlıyor. Mazhar, çoğunluğu kendisine ait olan şirket hisselerini çalışanlarına paylaştırarak onların da yönetime ortak olmalarını istiyor.  Ailesi, Mazhar’ın akıl sağlığından şüphe etmeye başlıyor. Toplumdaki genel kanıya tamamen ters düşünce anlayışındaki Mazhar için önce mahkeme, sonradan hastane işlemlerine girişiliyor. Burada ilginç olan, çocuklarının, “akıl sağlığı yerinde değil” raporunu almazdan önce babalarına sundukları teklif: Çalışanların maaşlarını ikiye katlayabilecekleri, ikramiye fikrini hayata geçirebilecekleri, çocuklu kadınların çalışma saatlerinde esneklik getirebilecekleri ve şirket bünyesinde kreş açabilecekleri yönünde plânlama yapabileceklerini belirtirken, hisseleri vermekte ısrarcı olursa dava açacaklarını dile getiriyorlar. Bu bölümü alıntılamamdaki husus; “sağlanabilecekken sağlanamayan şartlar, verilebilecekken verilemeyen ücretler, şirket ekonomisini pek de sekteye uğratmıyormuş” demek için. İstenildiği takdirde yapılabilecek bu iyileştirmeler, paçalar tutuşmadan da gerçekleştirilebilir. Yalnız bu noktada hastanedeki asistan doktorun, şefine, “veraset işlerinde burnuma pis kokular gelir hep” deyişindeki rüşveti ihtiva ettiren hâli ile hâkimin, Mazhar’ın annesinin sağladığı bursla eğitim görmüş olması sonucu hatıra binaen verdiği karar, sistemin temel taşlarından olan sağlık ve hukuk alanlarının işleyişine yerinde bir gönderme olmuş.

DOSTLUK ÜSTÜNE

“Akıl sağlığı şüpheli” biri olarak hastanede yatmayı göze alan, ailesiyle beraber kurulu düzeni de karşısına alarak verdiği karardan caymayan Mazhar, bu süreçte, eski dostu Altan’ın yanında kalır. Altan, “ân”ı yaşamaktan keyif alan şiir sever bir tipleme. Yıllardır görüşmediği Altan’la farklı hayat tarzlarından dolayı uzak kalmışlardır kalmasına ama gerçek dostlukları tekrar bir araya getirmiştir onları. “Dost acı söyler” deyişi, Altan’ın, eski dostunu samimi eleştirilerinde kendini gösterir. Aynı zamanda, habersiz geldiğini belirtip, “gelmeden aramalıydım” diyerek özür beyan eden Mazhar’a, resmiyetten uzaklaşmaya dair söyledikleri de “dost” figürüne dair hoş karelerdendi.

Altan’ın Tolstoy’dan iktibas ettiği, “Kalbimizde Tanrının ışığı vardır, onun adı da vicdandır.” sözü oldukça manidar…  Diğer yandan, yıllarca yan yana olduğu, sağ kolu ve aynı zamanda arkadaşı olan Besim, ihanetiyle Mazhar’a “akıl hastası” yaftası yapıştırılmasında kritik bir rol üstlenir. Mazhar’a, Besim’in söyledikleri ise es geçilemeyecek cinstendi. Mazhar’ın kendisini yok edişine değil, sistemin işleyişine karşı geliştirdiği aykırı tutuma isyan ediyor o. “Sen yıllardır süre gelen düzeni bozuyorsun” diyerek “akıl dışı” davrandığını vurgularken, kendisini, “aklın yolunu” tuttuğunu söyleyerek haklı görüyor.

Buradaki Besim karakteri, Peyami Safa’nın “Yalnızız” romanında, insana üzüntü veren duygulardan uzak yaşamayı seçmiş, ahlâkî ve vicdanî endişelerden uzak, kutsal değerleri bulunmayan adaşı Besim’i hatırlattı bana. Yol Ayrımı’nda rolünün hakkını veren bir isim olmuş Besim’i canlandıran Şerif Erol. Altan karakterini canlandıran Rutkay Aziz de takdir edilmesi gerekenlerden. Av. Nur’u canlandıran Tilbe Kayalar Güleç, gözlerinin avantajını iyi kullanmış ve oynadığı anaç rolün hakkını vermiş.

VİCDAN VE ADALET

Para ve güce sahip olmayı idealleştirmek, toplum tarafından normal olarak görünürken, bunun tam zıddı, normal dışı kabul ediliyor. Mazhar, artık para ve güç hırsı değil de insanî hassasiyetleri öne aldığından, “yeni hayat” hedefiyle çıktığı yolda “deli” olarak muamele görüyor. “Nuh’un Gemisi”nden mülhem “Nur’un Gemisi” adlı restoran, zor şartlarda hayatını idame ettiren farklı kişilerin bir araya geldiği Av. Nur’un mekânı. Mazhar, işten attığı ve beddualarına maruz kaldığı kadın işçi Emine’yi arayarak burada bulur ve yeni arkadaşlıklar kurar. Mazhar’ın tam karşıtı bir patron kişiliği sergileyen Nur, mekânında, hapis hayatı yaşadığı için iş bulamamış tiplere, görme engeli olduğu için kitap standı elinden alınmış bir gence, şiddete ve haksızlığa maruz kalmış kadın ve erkeklere ve sokak hayvanlarına gücü yettiğince kol kanat gerer. Mazhar, vicdan azabını dindireceği anları ve daha iyi bir dünya kurma hayalini burada daha yoğun yaşar. Sokak köpeğine çarpan bir adamın, durup arabasının etrafını dolanıp araçta bir hasar olup olmadığına baktıktan sonra yoluna devam etme sahnesi, toplumdaki kararan, yok olan vicdan temasına yerinde bir atıf.

TOPLUMSAL HAYATA VE AİLE İÇİ İLİŞKİLERE DİKİZ

Mazhar, hayallerinin peşinden gidememenin acısını her gördüğü bisiklette tekrar tekrar hatırlıyor. Babası bisiklete binmesine izin vermemiş, onu zevk aldığı şeyden mahrum etmiştir. O da çocuklarına aynısını yapar. Karar sürecinde çocuklarıyla yaptığı görüşmede kızı Defne, “çalışmaktan ve başarmaktan ve bunları elde etmek için de acımasız olmak gereğinden başka hiçbir şey görmedim senden, bir gün sarılmadın baba. O yüzden göstermediklerini isteyemezsin benden” diyor. Oğlu Barlas ise alkolik olmanın eşiğindedir ve babasına müzisyen olmak istediğini, kardeşinin tiyatroculuk hayalinin olduğunu hatırlatıyor ve “bunları bizim elimizden aldın, şimdi de sen istedin diye uğraştığımız, didindiğimiz şeyleri almak istiyorsun” diyerek sitemlerini dile getiriyor.

Mazhar, idealleştirdiği yeni hayatına vicdanî muhasebeyle başlıyor. Kırdığı kalpleri, acıttığı yürekleri onarmaya çalışıyor ancak bunu çocuklarını kırarak yapıyor. Eleştiri, senaryoda bu noktaya yapılabilir, evet. Mazhar, bir yeri onarırken diğerini yıkıyor aslında. “Yeni Hayat”a herkesi kapsayıcı bir çözümle geçemiyor. “Zenginden al fakire ver” mantığındaki mekanik işleyiş, ruhî ihtiyaca cevap olamıyor. Fakirin-fukaranın karnı doydu ve insanî yaşama standardına eriştiler. “Peki ya sonra?”…  Babalarının, çocukluklarında küçük yüreklerinde yaşattığı hayal kırıklıkları ile şu an yine onun tarafından gelen yüzüstü bırakılma hissi anlamını bulamıyor. Herkesi kuşatıcı bir “yeni hayat” teması göremiyoruz, yepyeni bir modele ulaşamıyoruz.

MESAJ

Netice itibariyle Mazhar Bey, hastane hayatında yaşadıklarının ardından aklının yerine geldiği düşünülerek, annesi Firdevs Hanım tarafından alınan özel izinle “yılın en iyi iş adamı ödül törenine” katılıyor.  Ödülü almak için, ismiyle müsemma biri olarak herkese özellikle de annesine karşı istediğini yapmış ve başarmış bir edayla, “mazhar” olarak kürsüde konuşmasını tamamlıyor. Sönük bir final olsa da “mazhar olmak” fiilinin mânâsına uygun hareket ediliyor. Mesaj ise net: İnsan hayallerini yaşamayı ertelememeli. İstediklerinin ve doğru olduklarını bildiklerinin peşinden engellere ve engelleyicilere rağmen yılmadan yürümeli. İnsanî hasletler ve vicdanî hareketler birbirini besler, tetikler.

“YAŞANMAYA DEĞER HAYAT İÇİN”

Büyük Doğu Mimarı Necip Fazıl, dünya çapında örgüleştirdiği ideolocyasıyla ve eserleriyle,  herkese, her kesime ilham kaynaklığı yapacak elbette. “Trrrumtrrum makineleşme” devri bitmiş, yerini, “insan olmak, insanî olmak için ne yapmalı?”sorularının cevabının bulunmasına bırakmıştır. Ölmeden evvel kendini arama, tanıma, bulma pratiği ancak, insan ve toplum meselelerine verilemeyecek hiçbir cevap bırakılmamış dünya çapında bir fikir sisteminde yapılabilecektir. “Yaşanmaya değer bir hayat” arzusu ile “ölüm” fikri son tahlilde “herkes için adalet”, “adalet herkes için” vurgusunu zorunlu kılıyor.

Zeliha ARSLAN

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/yol-ayrimi-zeliha-arslan/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>